Tıbbi bitkilerin kimyasal bileşenleri
Bütün canlı organizmalar hayatta kalmak, büyümek ve üremek için doğal ürünler olarak adlandırılan sayısız organik kimyasal maddeler üretmek zorundadırlar.3,12,99,104-108 Örneğin, bitkiler enerji sağlamak için adenozin trifosfata ve doku üretimi için farklı kimyasal yapı taşlarına ihtiyaç duyarlar.104 Bitkilerde bulunan bütün kimyasal bileşenlerin metabolik patikalar aracılığıyla türetildiği söylenebilir. Sözkonusu metabolik patikalar, fotosentez ve glikoliz (glikoz metabolizması) süreçleri sonucu üretilen kimyasallarla başlar. Bu prekursörlere yani başlangıç moleküllerine pirüvik asit, asetil koenzim A ve organik asitler örnek olarak verilebilir. Oluşumu gözlenen aracı bileşen serileri, en sonunda karmaşık ve sabit bir makro molekül oluşturana kadar hızla belirli enzimlerin yardımıyla çoğunlukla kalıcı olmayan aracı bileşenlere indirgenir. Bu metabolik patikalar her bir bileşene özgü enzim serilerini içerir.99,104 Stratejik bir şekilde doğal ürün organik kimyası (natural product organic chemistry) ile bitki biyokimyası (plant biochemistry) arasında bir yerde konumlandırılabilecek bitki kimyası (phytochemistry) ya da doğal ürün kimyası (chemistry of natural products); bitkilerin doğal dağılımı, kimyasal yapı ve içeriklerinin tanımlanması, biyosentez yapıları, biyogenezleri, biyokimyasal fonksiyonları, metabolizmaları, izolasyonları, analizleri ve sınıflandırılmaları çalışmaları ile ilgilenir.12,107 Bitkilerin fitokimyalarının bilinmesi fitofarmakolojik ve fitoterapötik etkilerinin belirlenmesi açısından son derece önem taşımaktadır.
Bitkilerin biyosentetik patikalar yoluyla karbonhidrat, protein, yağlar ve nükleik asitleri modifiye ederek sözkonusu doğal kimyasallar üretme sürecine birincil veya primer metabolizma (primary metabolism) ve bu biyosentetik patikalarda kullanılan fitosterol, asil lipidler, nükleotid, amino asit ve organik asitler gibi bileşenlere de primer metabolitler (primary metabolites) adı verilir. Biyosentetik patikalar yoluyla üretilen fenoller ve alkaloidler gibi diğer organik bileşenlere ikincil veya sekonder (secondary metabolites) metabolitler denir.108 Tıbbi bitkilerin kimyasal bileşenleri yapısal benzerliklerine, biyosentetik ilişkilerine veya terapötik davranışlarına göre sınıflandırılabilir. Örneğin, güvercin ağacı ya da hamamelis bitkisinde (Hamamelis virginiana) bulunan hamamelitanen bileşeni yapısal sınıflandırmaya göre hidrolize edilebilir tanen; biyosentetik olarak polifenol yahut davranışsal ayrımla astrenjan kategorisinde değerlendirilebilir. Genel olarak tıbbi bitki bileşenleri biyosentetik bakış açısıyla sınıflandırılır. Ancak, biyosentetik yaklaşım çoğunlukla yapısal yaklaşımı da kapsamakla birlikte, bileşenlerin terapötik davranışlarının çoğu zaman biyosentetik sınıflandırmayla incelenemeyeceği de söylenebilir. Biyosentetik yaklaşım yönteminin bireysel bir bitki bileşenin tıbbi bitki metabolitleri içindeki yerini anlamamıza yardımcı olacağı kesindir.96,99,104-105 Ele alınan bileşenler kimyasal anlamda ilişkili olsalar bile alt kategorilere ait bütün bileşenlerin benzer fizyolojik etkilere sahip olduğu söylenemez. Örnek olarak, keten bitkisindeki (Linum ussitissimum) yararlı antikanser lignanlar, adamotu bitkisinin (Podophyllum peltatum) güçlü sitotoksik lignan podofilotoksinlerinden veya şizandrada (Schisandra chinensis) bulunan adaptojenik lignanlardan tamamen farklı bir karaktere sahiptir.96,99,104-105
Fotosentez, bitkilerin şeker (glukoz) üretmek için güneş ışığını kullanmaları anlamına gelmektedir. Diğer bir ifadeyle fotosentez, güneş enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürme sürecidir. Genel olarak karada yetişen bitkilerin yeşil yapraklarında meydana gelse de deniz bitkilerinde de görülür. Bitkiler havadaki karbondioksiti alıp köklerden yapraklara taşınan su ile birleştirerek depolanabilen kimyasal enerjiyi üretir.161,186 Bitki içindeki türlü kimyasal reaksiyonlar yoluyla, fotosentez nihai anlamda bitkinin ihtiyacı olan enerjiyi üretmesiyle sonuçlanır Fotosentezin yan ürünü olarak oksijen açığa çıkar. Kloroplastlar; klorofiller olarak bilinen fotosentetik pigmentlerden oluşur. Klorofil A, bütün organizmalarda bakteriler hariç olmak üzere temel fotosentetik pigmentlerdir. Bitkideki pigment kombinezonları fotosentez için absorbe edilmesi gereken ışık tayflarını arttırırlar. Karotenoidler fotosentez sonucu üretilen enerjinin transferine yardımcı olurken, karbondioksit ve su ise yaratılan kimyasal enerjinin depolanmasında rol oynarlar. Fotosentez yoluyla üretilen enerji bitkide karbonhidratlar şeklinde depolanırlar. Karbonhidratların değişimleri sonucu enerji açığa çıkar.99,108,113,161
Bütün bileşenlerin karbon iskeleti fotosentez yoluyla karbonhidratların sentezlenmesi sonucu türetilir. Tablo 1.4’te sekonder metabolitlerin farklı gruplarının primer metabolitlerden biyosentetik patikalar yoluyla nasıl sentezlendiği şematik olarak gösterilmektedir. Tablodan görülebileceği gibi karbonhidratlar, oksitlenerek asestat oluşturan ve yağ asitleri ve poliketidler formunda yoğunlaşan pirüvik asitlere indirgenir. Yağ asitlerinin gliserolle reaksiyonu sonucu lipidler meydana gelir. Farklı bir biyosentetik patika mevalonik asitin yoğunlaşmış ürünü aracılığıyla asetattan uçucu yağların içeriği olan monoterpen, seskiterpen ve diterpenlere ve ayrıca triterpen, tetraterpen ve steroidleri meydana getirir. Asetik asit, sitrik asit döngüsü yoluyla amino asitlere dönüşebilir. Bunlar bir nitrojen kaynağı ve pirüvik asitlerden de oluşabilirler. Amino asit biyosentezinde gereksinilen nitrojen esas itibariyle; nitrojen sabitleyici bakteriler nedeniyle amonyaka dönüşen atmosferik nitrojenlerden gelir. Bunlar yüksek bitkilerdeki biyosentetik süreçlerin meydana gelmesini sağlar. Böylece amino asitler alkaloidleri oluşturacak şekilde bir terpene bağlanabilir. Karbonhidrat prekursörlerinden kaynaklanan bir diğer biyosentetik patika olan şikimik asit patikası tanenler gibi fenolik bileşenleri üretir. Şikimik asit; fenolik asit gibi aromatik amino asitlerin meydana gelmesini sağlayan ve pirüvik asitin ikinci bir molekülle reaksiyonu sonucu oluşan korizmik asitin başlangıç materyalidir. Aromatik amino asitler fenilalanin, uçucu yağlar ve lignanlarda bulunan fenil propan türevlerine dönüşebilir. Genel bir kural olarak sekonder metabolitlerin oluşturulmasında ne kadar fazla biyosentetik patika kullanılması gerekiyorsa, bu sekonder metabolitlerin bitkilerdeki dağılımının daha az olacağı söylenebilir.99,107,186
Sekonder metabolitlerin çok büyük bir kısmının iki önemli ana biyosentetik patika yoluyla sentezlendiği görülmektedir. Birincisi, şikimik asit patikası; lignin, tanen ve kinonlar gibi fenolikler ve nitrojen içeren sekonder metabolitlerden alkaloidler gibi farklı bileşenlere dönüşen aromatik amino asitlerin üretildiği biyosentetik bir patikadır. Geniş bir terpenoid dizisinin türetildiği asetil koenzim A (CoA) patikası da ikinci önemli patikadır (Tablo 1.4).113
Tablo 1.4 Sekonder metabolitlerin sentezlendiği belirgin biyosentetik patikalar
| FOTOSENTEZ | |||||
|---|---|---|---|---|---|
| Pentoz fosfat patikası | Karbonhidratlar | Şekerler | m-inozitol | ||
| Şikimik asit patikası | Glikoliz | Kompleks polisakkaridler | |||
| Aromatik amino asitler | Pirüvik asit | Asetil CoA | Malonik asit patikası | ||
| Fenilpropanoid patikası | Alkaloidler | Mevalonik asit patikası | Malonil K oA | Poliketidler | |
| Fenolik bileşenler •Ligninler •Tanenler •Kinonlar | Terpenoid patikaları Terpenler | Lipidler, fosfolipidler |
Kaynak: Ramawat KG, Dass S & Mathur M (2009). The Chemical Diversity of Bioactive Molecules and Therapeutic Potential of Medicinal Plants, Chapter 2. In K.G. Ramawat (Ed.) Herbal Drugs: Ethnomedicine to Modern Medicine. Berlin Heidelberg, Springer-Verlag. p.16.
Primer Bitki Metabolitleri
Primer bitki metabolitlerine örnek olarak karbonhidratlar ve türevleri, proteinler ve yağlar (lipidler) verilebilir ve bütün tıbbi bitkilerde kimyasal yapı taşları olarak mevcutturlar (örneğin, glukoz gibi şekerler, nükleotidler, proteinler ve yağ asitleri).3,12,99,108,110 Primer metabolitler fotosentez sonucu üretilirler; ayrıca hücrede elemanların sentezlenmesinde de aktif rol alırlar.113 Primer bitki metabolitlerini oluşturan kimyasal yapı taşları fotosentez, terleme, büyüme ve gelişme gibi bitkinin hayati fonksiyonlarını sağlarken, sekonder metabolitler bitkinin beslenme faaliyetlerinde kullanılmayan biyolojik anlamda aktif doğal bileşikleri içerir.3,12,96,99,108,113 Karbonhidrat, protein ve yağlar insan yaşamı için zorunlu besinlerdir ve makrobesinler olarak adlandırılır. İnsan vücudu makrobesinleri enerji, sağlıklı büyüme ve gelişme, metabolizma ve vücut fonksiyonları için gereksinir. Bu besin maddelerinin makro olarak tanımlanması bunlara vücudun büyük miktarlarda ihtiyaç duymasından dolayıdır. Mikrobesinler olarak tanımlanan vitamin ve mineraller ise vücudumuzun daha küçük miktarlarda gereksindiği besinlerdir.158 Primer metabolitler insan ve hayvan yaşamı için temel besinler olsa da nadiren farmakolojik anlamda fizyolojik olarak aktif fitokimyasallar rolünü üstlenirler. Bununla birlikte, fitomedisinlerin aktif prensiplerinin etkinliğine pozitif, nötr veya negatif etkileri olabilir.12,105 Genel olarak uzun bitkilerden elde edilen primer metabolitler endüstriyel kullanımda çok yüksek hacim değerine fakat nispeten daha düşük kıymete sahip kimyasallardır. Bazı proteinler ve bitkisel yağlar, glukoz, nişasta, pektin ve selüloz gibi karbonhidratlar ilk elden endüstriyel hammaddeler, gıdalar ve gıda katkı maddeleri olarak kullanılırlar.113
Sekonder Bitki Metabolitleri
Çoğu doğal ürün bileşenleri; karbonhidratlar, glukoz ve yağ asitleri gibi primer metabolitlerden türetilmiştir ve bunlara kollektif biçimde sekonder metabolitler yahut fitokimyasallar denilir.105,113 Sekonder metabolitler; primer metabolizmanın ürünleri olsalar da çoğu kez metabolik aktiviteye dâhil olmazlar. Tıbbi bitkiler sekonder metabolitleri daha sınırlı miktarlarda üretirler.105 Sekonder metabolitlere örnek olarak alkaloidler, glikozidler, fenolikler, terpenoidler, steroidler, reçineler, uçucu yağlar, acı maddeler, antibiyotikler ve tanenler örnek olarak gösterilebilir.3,12,99,103-113-115 Sekonder metabolitler farmasötiklerin, gıda katkı maddelerinin, güzel koku ve pestisidlerin ana kaynağıdır.104,108,112,113 Sekonder bileşenlerin önemi yakın zamanlara kadar anlaşılamamış108 ve bitki metabolizmasının alelade atık ürünleri olarak değerlendirilmişti.3,99 Ancak içerdikleri özel enzimler, katı genetik kontroller ve bu bileşenler için fazla miktarda metabolik süreçlerin gerekliliği basit atıklar olmadıkları savını güçlendirmektedir.99,105,110
Tıbbi bitkiler sekonder metabolitler açısından çok zengindir ve sahip oldukları bu zenginlikten dolayı tıbbi bitkiler tıbbi veya şifalı (officinalis) bitkiler olarak adlandırılır. Sekonder metabolitler insanlar ve diğer memeli hayvanlar üzerinde çok büyük ve derin bir fizyolojik etki gösterirler. Bu nedenle bitkilerin fizyolojik anlamda etken bileşenleri yani aktif prensipleri (active principles) olarak bilinirler.3,12,113 Bitkiler zengin bir makrobesin ve diyet lifi kaynakları olmaları yanında, bitkilere renk, koku, antimikrobiyal ve insektisit özelliklerini veren fitokimyasalları da içerirler. Geleneksel anlamda besin tanımı kazanmayı bekleseler de fitokimyasallar, fitobesinler olarak bilinirler.130
Sekonder metabolitler bazen öyle sınırlı bir dağılım gösterir ki ancak yalnızca bir bitki türünde bulunabilir. Örneğin, haşhaş (Papaver somniforum), alkaloitlerden morfin ve kodeinin tek kaynağıdır.3,118 Öte yandan, bazı sekonder metabolitler çok yaygın olup çoğu bitki familyasında bulunabilir. Belirli bitkilerin neden belirli sekonder metabolitleri ürettiği çoğunlukla anlaşılamasa da, bazı sekonder metabolitlerin tanımlanmış görev ve belirlenmiş fonksiyonlarının olduğu bilinmektedir.3 Örneğin, bazıları zehirlidir ve bitkiyi zararlı böceklere karşı savunma, patojenler ve mikrobik enfeksiyonlara karşı koruma görevi görürken bazıları da polenatör böcekleri cezbederek polenlemeye ve tohum dağıtımına yardımcı olur.3,108,111 Bazı durumlarda sekonder metabolitler simbiyotik organizmalarla interaktif bir ilişki geliştirebilirler. Örneğin, bitkiler bir haşere saldırısına uğradığında veya organizmaların neden olduğu bir hastalığa maruz kaldığında glukozların çok zehirli siyanidlerle bağlanması sonucu oluşan siyanojenik glikozitleri salgılarlar.161 Sekonder bitkisel metabolitler bitkiyi beslenme bozukluklarından korur, depolama veya atık saklama vazifesi görür.3 Alelopatik ajanlar olarak bitkiyi solar radyasyon ve ultraviyole ışınlarından korur ve lejümlerde nitrojen sabitleyici kök nodüllerinin oluşumunda moleküllere sinyal gönderir.104,107,112
Bitki metabolizmasındaki rolleri ne olursa olsun, çoğunun farmakolojik eylemleri vardır ve kodein, morfin, digoxin ve kinin gibi fitokimyasallar bazı bitkisel ilaçların elde edilmesinde kullanılır.3,105 Belirli bir bitkinin fizyolojik etkisi keşfedildiğinde, bu bitkinin tam ve kesin kimyasal doğası yani aktif prensibi araştırılarak bilinmeye çalışılır ve takip eden süreçte kimyasal sentezlerle bu aktif prensiplerin bileşenleri elde edilmeye çalışılır.113 Bazı sekonder metabolitler aşırı zehirlidir: örneğin, kurtboğanın (Aconitum napellus) ürettiği akonitin maddesi. Fakat bunun eylem modunun potansiyel terapötik ajanlar olarak sentetik analogların araştırılmasına önayak olduğu da doğrudur.3,12,104
Morfin, digoksin, atropin, mentol ve kinin gibi doğal bileşenler, bitkilerden elde edilen ekstrelerle benzer etkilere sahip olduğu için bugün klinik olarak tek başlarına geniş bir kullanıma sahiptirler. Geniş bir çerçevede değerlendirilirse son yüzyıldır ortodoks batı tıbbı bitkileri yalnızca etkilerinin düşük dozlarda ayrıntılı olarak gösterilebileceği güçlü bileşenlerin bir kaynağı olarak görmüştür. Farmasötik endüstrinin doğal bitkisel kaynaklar kullanarak keşfettiği her bir ilaç hala çoğunlukla bu paradigmaya dayanmaktadır. Ancak aktif içeriklerinin hala izole edilemediği veya ekstreleri farmakolojik olarak test edildiğinde doğrudan belirgin etkisinin ortaya çıkmadığı pek çok bitki türü mevcuttur. Farklı bileşenlerin kompleks karışımlarından oluşan bu ekstreler ya aktif olmayan bileşenler olarak görmezden gelinmiş ya da analiz, standardizasyon veya dozajlandırmadaki zorluklar nedeniyle kullanılmamışlardır. Neyse ki son otuz yıldır bu gruptaki bitkiler; gelişmiş ülkelerde modern ilaçların sadece sınırlı bir başarı sağladığı hastalıkların tedavisinde veya koruyucu tıp amaçlı tamamlayıcı ve destekleyici olarak kullanılarak kamuoyunun uyandırıcı ilgisiyle yeniden gün ışığına çıkmıştır.149-150
Bitkilerin sentezlediği 200,000’den fazla fitokimyasal bileşenin bulunduğu175 ve bu sayıya her yıl 3000’den fazla bileşenin eklendiği tahmin edilmektedir.186 Sekonder metabolitler yeni doğal ilaç, antibiyotik, insektisid ve herbisidlerin potansiyel kaynakları olarak görülmektedir.104,108,112,113 Son yıllarda koruyucu diyet bileşenleri görevi gören bazı fitokimyasalların rolü beslenme araştırmalarında önemli bir yer edinmiştir. Geleneksel vitaminlerin aksine sadece kısa vadeli sağlık için gerekli olmakla kalmayarak, uzun dönemli kullanımlarının kanser ve kardiyovasküler rahatsızlıklar ve Tip II diyabet gibi pek çok kronik hastalıkta olumlu sonuçlar alınmasında etkileri görülmüştür.108 Sekonder metabolitler boya, fiber madde, yapıştırıcı, yağ, zamk, güzel koku, tatlandırıcı ajan, ilaç ve parfüm yapımında da yaygın olarak kullanılmaktadır.108
Fitokimyasallar klasik anlamda hayvan ve insanlardaki besin değerleri ve farmakolojik etkilerinden çok bitkilerdeki biyosentetik orijinlerine göre gruplandırılır.99,137,142 Bu yönteme göre sekonder metabolitler üç ana gruba ayrılabilir: (i) flavonoidler ve türdeş fenolik ve polifenolik bileşenler, (ii) terpenoidler ve (iii) nitrojen içeren alkaloidler ve sülfür içeren bileşenler.108,142 Bir diğer sınıflandırmaya göre bitkilerin sekonder metabolitleri 14 farklı kimyasal sınıf içinde kategorize edilebilir: alkaloidler, aminler, siyanojenik glikozidler, diterpenler, flavonoidler, glukonizonolatlar, monoterpenler, proteinsiz amino asitler, fenilpropanlar, poliasetilenler, poliketidler, seskiterpenler, tetraterpenler (karotenoidler) ve triterpenler, saponinler ve steroidler.174 Örneğin, PubMed veritabanında sözkonusu her bir fitokimyasal grup için kanser terimi arandığında çok geniş bir bilimsel literatür ile karşılaşılmaktadır. PubMed veritabanına göre kanser araştırmalarında kullanılan fitokimyasallardan alkaloidlerin alıntı sayısı 43,465, aminlerin 36,821, siyanojenik glikozidlerin 6, diterpenlerin 24,029, flavonoidlerin 7,546, glukonizonolatların 164, monoterpenlerin 497, protein içermeyen aminoasitlerin, 51, fenilpropanların 5, poliasetinlerin 513, poliketidlerin 31, seskiterpenlerin 2055, karotenoidlerin 13,199, triterpenlerin 1315, saponinlerin 636 ve stereoidlerin ise 916'dır (Wink 2003, Thompson 2010).174,176 Açıkça görülmektedir ki bilimsel çalışmalarda kullanılan her bir fitokimyasalın kanser hastalığında bir şekilde etkili olduğu kanıtlanmıştır.
Bir diğer örnek te flavonoidler, steroller ve ksantonlar için verilebilir. Bu fitokimyasallar tıbbi etkinlik alanlarının çok geniş olmasından dolayı bilim dünyasından özel bir ilgi görmektedirlerdir. Saroya’nın (2011, s.229) bildirdiğine göre son dönemlerde tıbbi ajanlar olarak bu fitokimyasalların yararlı etkilerini kanıtlayan sayısız bilimsel araştırma makalesi yayınlanmıştır. Buna göre epigalokateşin galat ile ilgili 433,000; epigalokateşin hakkında 1,180; polifenollerle ilgili 1,920,000; proantosiyanidinler için 466,000; pikogenoller 1,850; steroller 1,870,000 ve ksantonlarla ilgili 2,730,000 makale yazıldığı bildirilmektedir.105
Primer metabolitler ve fitokimyasalların kategorik olarak kendi aralarında dikkate değer bir çeşitlilik görülse de, tıbbi bitki bileşenleri biyosentetik orijinleri ve temel yapısal organizasyonlarıyla yakından ilişkilidir. Her bir büyük kategori, belirgin alt kategorileri içerse de kitabın perspektifi ve yer kısıtı nedeniyle en fazla öne çıkanların fitokimyasal yapılarını ağırlıklı olarak terapötik niteliklerine odaklanarak selektif bir yaklaşım perspektifiyle kısaca inceleyeceğiz. Önem sırasını belirtmese de üzerinde en çok bilimsel çalışma ve araştırma yapılan fitokimyasallardan fenolik bileşenleri analiz edeceğiz.
Fenolik Bileşenler (Fenoller ve Polifenoller)
Bitkilerin aromatik içeriklerinin önemli bir kısmı hidroksi ikameleri olup fenoliktirler. Fenolikler, sekonder metabolitlerin belki de en büyük grubunu oluştururlar.99,161 Kimyasal adlandırmayla, fenolik bir bileşen en az bir aromatik halkayla bir hidroksil grup içeren bileşenlerdir.229 Bitkilerde 20,000’den fazla fenolik yapıların bulunduğu bildirilmektedir.119,155 Fenoller; basit fenoller, fenilpropanoidler, flavonoidler, polifenolikler, fenolik asitler, flavonoid olmayan polifenolikler, tanenler, lignin ve lignanlar olmak üzere çeşitli gruplardan oluşur. Fenoller karbon atomlarının diziliş ve sayısına göre kategorize edilebilir ve şekerler ve organik aromatik asitlerle çoğu kez eşlenik durumda bulunurlar. Ancak etkinlik göstermeden önce bölünme veya ayrışmaları gereklidir. Fenoliklerin bütün bitki sınıfları içinde geniş bir dağılımı söz konusudur.161 Fenoller, enginarda bulunan kafeik asit gibi hafif molekül ağırlığına sahip basit aromatik fenolik asitlerden, daha büyük ve kompleks yapılı taninler ve çeşitli polifenol türevleri gibi kimyasal yapılarda bulunabilir.3,99,104,108,
Basit Fenoller
Hidroksil gruplar daima bir benzen halkasına bağlı olduğundan, basit fenoller C6 yapılı olup aromatik alkollerdendir (örneğin, katechol, pirogalol ve hidrokinon). Bu basit fenolik yapıya bir karboksil grubunun ilavesi C6C1 fenolik bileşenleri grubunu ortaya çıkarır ki çoğu fenolik bileşenler C6C1 karbon iskeletine sahiptir ve terapötik aktivitesi olan pek çok bitkide bol miktarda bulunur (örneğin, gallik asit ve salisilik asit). Basit fenollerin C6C2 yapıya sahip nadir bir şekli asetofenon olarak bilinir.99,104,108 Bunlardan bazıları Picrorhiza kurroa bitkisinden türetilen özellikle aposinin ve onun glikozidi androsin nedeniyle antiastmatik aktivite gösterir.99,120 Basit fenoller bakterisit, antiseptik, fungisid, hafif anestetik, yatıştırıcı ve antihelmintik özelliklere sahiptir.161 Fenolun bizzat kendisi diğer antimikrobiyal ajanlar için bir standart niteliğine sahiptir.
Salisilik asit bir karboksil fenol olup karboksilik asit ve bir hidroksil grubun benzen halkasına eklenmesi yoluyla oluşur. Bu haliyle bitkilerde nadiren bulunur ancak salisin, salikortin gibi glikozid, ester ve çeşitli tuzlar şeklinde görülebilir. İnsanlarda glikozidleri bağırsak bakterilerinin yardımıyla aglikon salisil, alkole dönüşerek hidrolize olur. Karaciğer ve kandaki oksidasyon sonucu salisilik asit üretilmiş olur.4,99,123,160 Aspirin salisilik asitin sentetik bir türevidir. 1829’da salicin söğüt ağacı (Salix caroliniana) kabuğundan Fransız kimyager H. Leroux tarafından izole edilmiştir. Esas itibariyle söğüt kabuğuna ait ilk modern referans 1763’de sıtma ile mücadelede kullanılması olsa da, bu bitkinin yararları Hipokrat dâhil olmak üzere antik dönemlerden bu yana bilinmektedir.4,124,160 Söğüt ağacı kabuğu antipiretik ve analjezik olarak yüzyıllardır kullanılmaktadır. Aktif bileşeni salisin ve türevleri 19. yüzyıl hekimleri tarafından romatizmal ağrılar, sırt ağrısı, diş ağrısı ve baş ağrısı gibi çeşitli ağrılarda kullanılmıştır.124,160 1897 yılında ise, Friedrich Bayer Şirketi’nde çalışan iki kimyager Arthur Eichengrün ve Felix Hoffmann, analjezik bir bitki olan söğüt ağacı kabuğunun bileşeni prodrug ‘salisin’in kimyasal yapısına dayanarak, ‘asetilsalisilik asit’i sentezlemeyi başardılar.125,160 1899 yılında ilaç olarak geliştirildi4,125,160 ve 1905 yılında ise Bayer Şirketi tarafından ‘Aspirin’ markasıyla piyasaya sürüldü. Günümüzde sentetik asetilsalisilik asit sadece analjezik ve antipiretik olarak değil miyokardiyal enfarktüs, felç ve kolorektal kansere karşı koruyucu olarak kullanılmaktadır. Steroidal olmayan antienflamatuar ilaç (NSAID) kullanımı ile akciğer kanseri ilişkisi bazı epidemiyolojik çalışmalarla araştırılmıştır. Düzenli asetilsalisilik asit kullanımının akciğer kanseri ve bu kanserden ölüm ile ters orantılı bir ilişki içinde olduğu gözlemlenmiştir.126-127,160
Basit fenol hidrokinon, hidroksibenzoik asitten türetilmiştir. Bu asitlerin yan zincirlerinin modifiye edilmesiyle, ligninlerin oluşumunda prekursör rolü oynayan koniferil alkol gibi alkoller üretilir. C3 yan zincirlerinin modifikasyonu yahut aromatik çekirdeğinin sübstitüsyon kalıplarında değişmelerle fenolik eterler, lignanlar, kumarin, glikozid ve rozmarinik asit ve kurkumin gibi dimerler oluşturulabilir.
Basit fenoller; salisilik asit, hidrokinon, kateşol, vanilin gibi benzoik asit türevlerinden oluşabilir. Yahut biberiye bitkisindeki (Rosmarinus spp.) veya melisada (Melissa officinalis) bulunan rozmarinik asit gibi sinamik asit türevlerini içerebilir. Benzoik, sinamik, salisilik ve rozmarinik asit karboksilik asitin türevleridir. Basit fenoller en çok uva ursi (ayı üzümü) (Arctostaphylos uva-ursi) örneğindeki gibi fundagiller (Ericaceae) familyasında, alıç (Crataegus spp.) bitkisinin ait olduğu gülgiller (Rosaceae) familyasında ve üzüm (Vitis spp.) örneğindeki gibi asmagiller (Vitaceae) familyasında görülür.161
Fenilpropanoidler
Fenilpropanoid üretiminin başlangıç noktası şikimik asittir. Şikimik asit; fenilalanin, triptofan ve trosin gibi aminoasitlerin; vanilin gibi aromatik aldehidlerin ve galik asit gibi basit aromatik asitlerin prekursörüdür. Fenilpropanoidler bir amino asit olan fenilalaninden şikimik asit biyosentetik patikasıyla türetildikleri için fenilpropanoidler olarak bilinirler. Memelilerde şikimik asit biyosentetik patikası görülmez.99,107-108,161
Fenilpropanoidler, bir veya iki C6C3 karbon iskeleti kalıntısına sahip fenilpropan yani üç-karbon yan zinciri ve bir benzen halkasından oluşan ve fenilalanin ve tirosin gibi aromatik amino asitlerden türetilmiş fitokimyasallar şeklinde tanımlanır. Alkaloidler, siyanojenik glikozidler ve glukozinolatların aksine nitrojen atomu içermediklerinden dolayı bitki fenolikleri olarak bilinirler.99,107 Fenilpropanoidler kimyasal yapılarına göre; hidroksisinamik asitler, fenilpropenler, kumarinler, stilbenler, kinonlar, kısaltılmış fenilpropenler, bifenilpropenoid türevleri ve yüksek molekül ağırlığı olan fenilpropanoidler şeklinde incelenebilirler.107
Hidroksisinamik Asitler
Hidroksisinamatlar, sinamik asitin türevleridir. Geniş bir grup oluştururlar. Kahve, ekşi elma ve yabanmersinindeki kafeik asit; kızıl yonca, elam, aloe vera, ıspanak ve tahıllardaki para-kumarik asit; zencefilgillerden (Zingiberaceae) zerdeçal kökündeki (Curcuma longa) kurkumin; kahve, tahıllar ve narenciye sularındaki ferulik asit ve nihayet brokoli ve narenciye sularındaki sinapik asit örnek verilebilir. Bunlar antioksidan niteliklerinden dolayı büyük ilgi görmektedirler.161 Bu asitler zehirli olmayıp terapötik olarak çok yararlıdır. Kurkumin, zerdeçal kökünün sarı renk pigmentidir. Kurkumin ve türevleri diarilheptanoidlerden olup etkin antienflamatuar, hipotansif ve hepaprotektif özellikleri vardır.99,107,161
Para-kumarik asit (p-kumarik asit), p-Hidroksisinamik asit olarak ta bilinir. Çok sıcak su solüsyonlarından elde edilen sudan arındırılmış konsantrasyonları kristalize edilebilir. Ligroin ve benzende çözülmezler. Soğuk suda az bir miktar çözülürler. Etanol, eter ve sıcak suda ise serbestçe çözülürler.107 Kafeik asit, 3, 4-Dihidroksisinamik asit olarak ta bilinir. Bitkilerde klorojenik asit gibi konjuge biçimlerde bulunur. Soğuk suda kısmen sıcak su ve etanolde ise tamamen çözülebilir. Kafeik asit, analjezik ve antienflamatuar bir ajan olup bağırsak hareketliliğinde çok etkin rol oynar ve taze veya kavrulmuş kahve çekirdeğinde bol miktarda bulunur.121 Ferulik asit yiyecekleri korumakta kullanılmaktadır. Sinapik asit antiseptik, antispazmotik ve emetik olarak etkilidir. Ayrıca arteriosklerozda, kardiyak stimülanı olarak, kanser, hepatoz ve hipertansiyonda, epilepsi, histeri ve asabi takatsizlikte kullanım alanına sahiptir.107 Kurkumin ve türevleri diyarilheptanoidlerdir. Çok güçlü antienflamatuar, hipotansif ve hepatoprotektif etkilere sahiptir.165
Sinarin, enginarın (Cynara scolymus) aktif prensibi olup kafeik ve kinik gibi iki fenolik asitin bağlanması sonucu oluşmuştur. Hepaprotektif ve hipokolesterolemik bir ajandır. Glukozilasyon sonucu basit bir fenol glikozid olan arbutin oluşur. Arbutin, armut ağacı (Pyrus communis) yaprağı ve uva urside (Arctostaphylos uva-ursi) bulunur ve bir idrar yolları sistemi antiseptiği ve diüretiğidir. Arbutin, alkalin ürinde hidrokinona dönüşerek hidrolize olur. Bu etkisi sadece idrar yolları sisteminde gerçekleşebilir. Sistit (mesane iltihabı), üretrit (idrar yolu iltihabı) ve prostatit (prostat iltihabı) gibi idrar yolları sistemi rahatsızlıklarında çok etkilidir.99
Fenilpropenler
Fenilpropenler tıbbi bitkilerdeki uçucu yağ tatları ve aromalara yaptıkları çok değerli katkıları nedeniyle fitokimyasallar arasında önemli bir yer edinmişlerdir. Fenilpropenlerin çoğu karanfildeki (Eugenia caryophyllata) ögenol örneğindeki gibi bitkilerin tadından sorumludur.161 Fenilpropenler, genel anlamda uçucu terpenlerle birlikte bitki dokularının uçucu yağ bileşenlerinden ayrıştırılır. Fenilpropenlerin diğer fenolik gruplardan ayırt edici bir özelliği yağda çözülmeleridir. Örnek olarak, karanfil yağının temel bileşeni ögenol; anason (Pimpinella anisum) ve rezenenin (Foeniculum vulgare) aktif prensibi olan anetol ve besbasenin (Myristica fragrans) bileşeni miristisin verilebilir. Yoğun biçimde parfüm endüstrisinde ve yiyecek ve içeceklerin tatlandırılmasında kullanılırlar.107
Kumarinler
Kumarinler periyodik C6C3 iskeletiyle hidroksisinamik asitlerin laktonlarıdır. Kumarin çeşitlerinin bitkilerde hem aglikon hem de glikozidler olarak bulunması yaygın bir durumdur. Kumarin, çoğu bitkide muhtemelen trans-O-glikozid olarak mevcuttur. 1000 çeşit kumarinin ayrıştırıldığı bilinmektedir. Kumarinlerin otuz farklı bitki familyasına ait 150 tür bitkide bulundukları bildirilmiştir. Kumarinler en çok kırmızı yonca (Trifolium pratense) ve kokulu yoncada (Melilotus officinalis) ve kerevizde (Apium graveolens) piranokumarin ve sedefotunda da (Ruta graveolens) furanokumarin olarak bulunur. Temel olarak kumarinler; bizzat kendisi yani kumarin, hidroksikumarinler ve furanokumarinler olarak üç grupta analiz edilirler. Antimikrobiyal ve fungisidal etkilere sahiptir.107
Kumarin
Kumarinler esas itibariyle antikoagülan değillerdir.161 Kanı sıvılaştırıcı etkisi tanımlansa da kumarinin bu etkisi çoğu kez yanlış biçimde (küflendirilerek) kurutulan veya zarar gören otların ürünü antikoagülan bir madde olan dikumarole dönüşmesi ile sınırlıdır. Antibakteriyel ve antifungisidal etkilere sahiptirler.99,128 Yeni biçilmiş bir ot kokusu vardır. Dikumarol, K vitaminiyle (menakinon) benzerlik gösterdiğinden, üzerinde biriken K vitaminleriyle karışır ve K vitamininin üretiminde etkili olan enzimle yarışa geçer. Dikumarol yapısal olarak K vitaminine benzediğinden bu vitaminin üretimini engelleyebilir Bir kumarin türevi olan Warfarin (kumadin), fare zehiri olarak ta kullanılan kan sıvılaştırıcı bir ilaçdır. Aflatoksin B1 kompleks bir kumarin olup Aspergillus flavus gibi çok hücreli mantarlarda bulunur. Yiyeceklerin uzun süre saklanması durumunda yiyeceklere bulaşan sayısız aflatoksinlerden birisine örnektir.99,104,108,161
Hidroksikumarinler
Hidroksikumarinler pek çok bitkide bulunurlar. En çok bilinenleri umbelliferon, eskuletin ve skopoletindir. Daha nadir formları olan defentin ve fraksetin de aynı şekilde bitkilerden elde edilebilirler. Umbelliferon, kereviz (Apium graveolens L.), lavanta (Lavandule angustifolia Mill.), anason (Pimpinella anisum L.) ve mayıs papatyasında (Matricaria chamomilla L.) bulunur. Umbelliferon, güneş kremleri ve losyonlarının başat bileşkenlerinden birisidir. En önemlisi de hücre-içi, pH duyarlı floresan indikatör ve kan-beyin-bariyer sondası olarak kullanılır. Eskulitin, peygamber çiçeği ve (Centarea cyanus Linn.) ve alıçta (Crataegus oxycantha L.) bulunur. Ultraviyole ışınlarının absorbsiyonu amacıyla filtrelerde kullanılır. Skopoletin, arnika köklerinde (Arnica montana L.), güzelavratotu kök ve yapraklarında (Atropa belladona L.) ve kırmızı biber meyvesinde (Capsicum annuum L.) bol miktarda bulunur.104,108,161
Furanokumarinler
Furanokumarinler göreceli olarak daha karmaşık kumarinlerdir. Pzoralen, metoksalen, bergapten ve imperatorin gibi çeşitleri vardır. Pzoralenler bir furan halkasına sahip olan kumarinlerdirler ve furanoz şekerlerin yapısına benzediklerinden furanokumarinler olarak ta bilinirler. Kumarinlerin yapısına bu ekstra halkanın eklenmesi artık kumarinlerin ışığı hemen absorbe edecekleri anlamına gelir. Bu nedenle furanokumarinli bitkiler verilen sağlıklı cilde sahip kişilerin uzun süreli güneş ışığına maruz kalması zararlı olabilir. Zira furanokumarin içeren bitkiler fototoksik reaksiyonlara yol açabilir. Pzoralen içeren bitkileri kullananların güneş ışığına maruz kaldıklarında nadiren deri reaksiyonları gördükleri belgelenmiştir. Pzoralenler vitiligo ve sedef hastalığının yönetim ve tedavisi için uygulanan photokemoterapide yoğun olarak kullanılmaktadır. Pzoralen en az iki düzine bitkide; örneğin, sedefotu, karanfil, incir, ıhlamur, kerevizde, maydanoz (Petroselenium crispum) ve anjelikada (Angelica archangelica) yaygın olarak bulunur.99,107,161 Simisifuga (Cimicifuga racemosa) ve anjelika verilen hayvanlarda hipotansif reaksiyonlar görüldüğü bildirilmiştir. Metoksalen pzoralenin analoğudur. Lökoderma, sedef hastalığı ve mikoz tedavisinde kullanılır. Bergapten, pzoralenin analoğu ve metoksalenin izomeridir. Sedef hastalığı fotokemoterapisinde ve güneş kremi ve losyonlarının bronzlaştırıcı etkilerinin arttırılmasında kullanılır.167
Kinonlar
Kinonlar, fenollerin oksidasyonundan türetilirler. Kinonlar, iki zıt karboksil grup içeren bir hekzan halkasına sahip polisilik aromatik bileşenlerdir. Fenol fonksiyona yani hidroksil gruba sahip olsun veya olmasın, kinoid yapı tipik bir şekilde bir ya da daha fazla benzen halkasına eklenmiştir.99 Elektron kazanma ve yitirme yeteneklerinin ışık enerjisini bitkinin kullanacağı biçime dönüştürebilmesinden dolayı fotosentezde önemli roller oynarlar. Kinonlar yağda çözünülürler. En basit kinon hiçbir benzen halkasına sahip olmayan benzokinondur. Naftakinonlar ve antrokinonlar şeklinde analiz edilirler. Ubikinol, koenzim Q10 (ubikinon) ve K vitamini yani menakinonun indirgenmiş şekli olup hücrelerin serbest radikallerin yol açtığı zararlardan korumakta önemli roller oynayan antioksidan özellikler gösterir.99,104,108,161 Vücudumuzda doğal olarak bulunan bir antioksidan olan koenzim Q10 her bir hücrede enerji üretimine dahil olur. Öncü klinik çalışmaların sonuçlarına göre konjestif kalp hastalığına karşı, kalp krizi nekahatinde, kardiyomiyopati, diş hastalıkları, diyabet, Parkinson hastalığı ve migren ağrılarının koruma ve tedavisinde etkilidir.158 Ancak hipertansiyon ve anginada bilimsel çalışma sonuçları kararsızlık göstermektedir.196
Naftakinonlar
Naftakinonlar, başka bir aromatik halkayla birleştirilmiş etkin kinonlardır. Glikozitler şeklinde ortaya çıkarlar. Naftakinonlara K vitamini örnek verilebilir. Antibakteriyel, antifungal ve antitümör etkilere sahiptirler. Yaygın olarak bulunmazlar. Trabzon hurması (Diospyros spp.) dişotu (Plumbag spp.) ve hodan (Borago officinalis) gibi bitkilerde sporadik olarak bulunur.161 Güneş gülünde bulunan plumbagon (Drosera rotundifolia), ceviz ağacı kabuğundaki juglon (Juglans cineraria) ve pau d’arcoda bulunan lapochol (Tabebuia impetiginosa) naftakinonlara örnek olarak verilebilir.99 Lapachol 1968’de bir antitümör ajanı olarak belirlenmiş ve karsinosarkomaya karşı günde iki kez oral kullanımda dikkate değer etki gösterdiği in vivo kanıtlanmıştır.166 Kınada (Lawsonia inermis) bulunan aktif prensiplerden siyah pigment saç boyalarında sık kullanılan endüstriyel bir maddedir.99
Antrakinonlar
Antrakinonlar, sarı-kahverengi veya portakalımsı kırmızı bir renge sahiptir. Serbestçe veya O-glikozit veya C-glikozitler şeklinde bulunabilirler. Farklı düzeylerde oksidasyona uğrarlar. Antrakinonların antranol (alkol) ve antronlar (ketonlar) gibi türleri vardır. Bunlar antrakinon glikozidler olarak adlandırılır. Laksatif, antibakteriyel ve antiviral etki gösterirler. Kına (Cassia senna L.), sarı kantaron (Hypericum perforatum), aloe vera (Aloe spp.), akdiken (Picramnia spp.), sinameki (Cassia angustifolia), ravent kökü (Rheum palmatum) ve uva ursi (Arctostaphylos uva-ursi) gibi bitkilerle bazı mantar ve likenlerde de bulunur.
Antrakinon glikozitleri kutupsaldır. Bu nedenle bağırsak duvarı hücrelerinin fosfolipid zarlarından kolayca absorbe edilemezler. Bakteriler şekeri parçalar parçalamaz bu bileşkenler kutupsallık özelliklerini yitirirler ve böylecebağırsak duvarı hücrelerinin zarlarından kolayca absorbe edilirler. Antrakinonların aşırı tüketimi kalın bağırsak kolonlarında bozulmaya ve sonuçta ağrı ve diyare neden olur. Bu nedenle antrakinonlu bitkilerin uzun süreli kullanımının sınırlandırılması gerekebilir. Antrakinonların etkisi çok kuvvetli olduğundan bitkiler kullanılmadan önce bir süre bekletilmelidir. Bu bekletme süresi bitkideki antrakinonların oksidasyona uğrayarak daha az reaksiyon gösteren antrakinon glikozidlere dönüşmesini sağlar.161
Antrokinonlara; senozidler, barbaloin ve hiperisin örnek olarak verilebilir. Kına bitkisinin kurutulmuş yapraklarında bulunan senozidler (senozid A ve B) antrakinon glikozidlerindendir. Senozidler diyatrondur. Çoğu durumda pürgatif (müshil) etkilere sahiptirler. Özellikle kalın bağırsaklarda peristaltik hareketleri destekler. Bulantı verici tatları vardır. Belirgin olarak hemoroid ve enflammasyonda kontraindikedir.
Aloe vera bitkisinde bulunan barbaloin bağırsaklardaki patojenleri öldürerek sindirim sistemi geliştirici etki gösterir. Tip 2 diyabet hastalığının kontrolünde kullanılır.168 Astımı önler. İmmun sistemi güçlendirir. Böbreklerin normal fonksiyonlarını korur. Soğuk algınlığı ve öksürükte etkilidir. Arterit tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Cilt sorunları ve saç dökülmelerinde etkin bir kullanım alanına sahiptir. Ayrıca kolesterol kontrolünde de kullanılır.162,169 Hiperisin sarı kantaron bitkisinden kırmızı renk maddesi olarak elde edilir. Depresyon gibi psikiyatrik sorunlarda kullanılır.170-171 Antibakteriyel ve antiviral etkisi bilinmektedir. Ekzema, cilt yanıkları ve yaraları, premenstrual sendrom, menapoz ve mevsimsel etki bozuklukları gibi rahatsızlıklarda da kullanılmaktadır.172
Stilbenler
Stilbenler bitkilerin özodunlarında bulunur. Stilben ailesi C6C2C6 yapısına sahiptir ve flavonoidler gibi fenolik bileşenlerdir. Stilbenler bitkilerin mantar, bakteri ve viral patojenlere karşı ürettiği fitoaleksin bileşenidir. Fransa’da kalp hastalıklarından ölüm oranının diğer ülkelerde görülenden daha az olması şeklinde tanımlanan ‘Fransız paradoksu’nun stilbenlerden kaynaklandığı düşünülmektedir.161 Bir fitoaleksin olan rezveratrol en yaygın stilbendir ve ilk olarak çöpleme bitkisinden (Veratrum album var. grandiflorum) izole edilmiştir. Rezveratrol mantarlar gibi patojenik mikroorganizmaların enfeksiyonlara karşı ürettikleri bir bileşendir. Üzüm (Vitis vinifera), üzüm çekirdeği ve kırmızı şarapta yoğun olarak bulunan rezveratrol yalnızca antioksidan ve antienflamatuar olarak değil bir antitümör ajan olarak ta etkilidir. Rezveratrol soya fasulyesi, kızılcık, yabanmersini ve yer fıstığında bulunsa da en zengin kaynağı gram başına 50–100 mcg olmak üzere üzüm kabuğu ve sonra üzüm çekirdeğidir. Fermente edilmemiş üzüm suyu belirgin miktarda rezveratrol içermez. Rezveratrol antioksidan, antienflamatuar, kardiyovasküler rahatsızlıklarda vazoprotektif, nöroprotektif, antialerjik ve kanıtlanmış kemopreventif etkilere sahiptir.3-4,99,103-105,108-109,113,116,129,161 Rezveratrolün kardiyovasküler sistem sağlığını korumasında etkililiği antioksidan olması, kolesterol sentezi, ateroskleroz ve LDL oksidasyonu inhibitörü oluşu, endotelyal dokuyu muhafaza etmesi ve koruması, trombosit kümelenmesini bastırması, iskemik reperfüzyon yaralarına karşı savunması ve östrojenik etkilerinden kaynaklanmaktadır. Rezveratrolün karsiyojenik bileşenlerin aktivitesini durdurması ve tümör oluşumunu bastırmasıyla antikanser özelliklere sahip olduğu in vitro gösterilmiştir.243-244
Polifenoller
Polifenoller çoklu aromatik halkalar ve hidroksil gruplar içerirler.130 Polifenoller kinonlardan biraz daha büyük olup bütün damarlı bitkilerde bulunurlar.161 Doğal antioksidanlardır. Kanserle savaşta göstedikleri olağanüstü yetenekleri ve kardiyovasküler rahatsızlıkları takdir edilebilir düzeylere kadar engellemekte kazandıkları başarılar gıda takviyeleri olarak kullanılmalarındaki en önemli nedenlerdendir. Bütün bitki türlerinde; meyve, sebze ve çaylarda bol miktarda bulunurlar. 8,000’den fazla farklı polifenolik yapının belirlendiği bildirilmektedir. Polifenoliklerin pek çoğu fenilalanin ve tirosin ile ilişkili büyük sayıda aromatik bileşenleri ortaya çıkaran şikimik asit patikası yoluyla üretilirler. Düşük moleküler ağırlığa sahip fenolik asitlerden, yoğunlaşmış ve hidrolize edilebilir tanenler gibi büyük kompleks polimerlere kadar pek çok polifenol türü potansiyel biyolojik etkilerinden dolayı ilgi çekmektedirler.229
Polifenoller, sayıları ve karbon atomlarının dizilişlerine göre sınıflandırılabilirler ve pek çoğu doğal olarak birleşik formlarda bulunur. En yaygın konjugeler şekerler ve glikozitler olsa da alifatik ve organik asitlerle asilatlaşmış polifenollerle karşılaşmak nadir görülen bir şey değildir. İlaveten polifenol monomerler özütleri ayrıştırıldığında veya işleme tabi tutulduğunda kimyasal ve enzimatik değişim geçirmeleri yanında kendi kendilerine birleşerek oligomerler veya polimerleri oluşturabilirler. Dolaysıyla polifenolik yapıların olası kombinasyonları sınırsız görülmektedir. Bu durum polifenoliklerin geniş yapısal çeşitliliklerini açıklayabilir. Söz konusu geniş çeşitlilikleri nedeniyle polifenolikler genel olarak flavonoid tipler ve flavonoid olmayan tipler olarak iki alt kısımda incelenebilir.130,229
Flavonoidler
Flavonoidler (veya biyoflavonoidler) sarı ve beyaz bitki pigmentleri şeklinde bulunurlar. Latince’de flavus sarı anlamına gelir.99 Bitki yapraklarının ve meyve kabuklarının üst derilerinde bulunurlar ve sekonder metabolitler olarak önemli ve çeşitli rollere sahiptirler.130 Gerçi çoğu flavonoid renksiz olsa da bir kısmı çiçek, meyve ve sebzelerin parlak renklerinden sorumludurlar.116 Flavonoidler üç karbon zinciri ve iki aromatik benzen halkasıyla bağlanmış 15 karbon (C15) atomu iskeletine dayanan (yani C6-C3-C6) polifenolik bileşenlerdir. Bütün biyoflavonoidler aynı biyosentetik orijine sahiptir. Flavonoidler hem serbetçe hem de glikozid olarak görülebilirler. Flavonoidler hem shikimik asit hem de asetat biyosentez patikalarının ürünleridir ve fenil-propanoid prekursörlerinin üç malonil koenzim A birimleri ile yoğunlaşması sonucu oluşurlar. Karotenoidlerin son hecesi –oid ile bittiğinden genellikle flavonoidlerle karıştırılır.99,105,108,130-131
Flavonoidler, polifenolik antioksidanların çok geniş bir grubudur ve hemen bütün tıbbi bitkilerde türlerinde bulunur.3 Tükettiğimiz meyvelerde, sebzelerde, otlarda, baharatlarda, çaylarda, tahıllarda, bitki köklerinde, sap ve gövdelerinde, yaprak ve çiçeklerinde ve bitkilerden türetilmiş çeşitli besinlerde bol miktarda bulunurlar.229 Biyoflavonoidler genel olarak antioksidan, antienflamatuar, kardiyoprotektif ve hepaprotektif (kalp ve karaciğeri koruyucu), kanser önleyici veya karsinostatik (kanser oluşumunu durdurucu ve yavaşlatıcı); bir kısmı da antispazmotik ve antialerjik özelliklere sahiptir.96,115 Flavonoidlerin kötü huylu kanser hücrelerine karşı etkileri in vitro olarak kanıtlanmıştır. Kanser tedavisi ve önlenmesine ilişkin potansiyel kullanımı üzerine çalışmalar yoğun bir şekilde sürmektedir. 9959 kadın ve erkek üzerine Finlandiya kaynaklı araştırmada yüksek flavonoid içerikli beslenmenin kanser riskini azalttığı gösterilmiştir. Iowa Kadın Sağlığı Çalışmaları’nca yürütülen bir araştırmada gğnde iki bardaktan fazla çay içen 35,000 post-menopoz kadının ağız, özofagus, mide, kolon ve rektum kanserine yakalanma riskinin %32 ve idrar yolları kanseri riskinin ise %60’a kadar azaldığı gözlenmiştir. Günde dört bardaktan çok çay içenlerde ise kanser riskinin %63 oranında azaldığı tespit edilmiştir.230 55-69 yaşları arasında bulunan 120,852 erkek ve kadın üzerinde yapılan bir çalışmada fazla soğan tüketenlerin mide kanserine yakalanma riskinin büyük oranda azaldığı kanıtlanmıştır.231 Flavonoid tüketimi ile kanser riski ilişkisinin araştırıldığı dört kohort ve altı durum kontrollü çalışmada özellikle kuersetinin akciğer kanseri riskini azalttığı tespit edilmiştir.232 Kuersetin ve rutin gibi bazı biyoflavonoidler gıda takviyeleri olarak kullanılmaktadır.108 Epidemiyolojik çalışmalar meyve ve sebze tüketiminin kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyabileceğini bildirmektedir. Bu etkileri olası olarak antioksidan vitaminlerden kaynaklanabileceği gibi içerdikleri flavonoidlerin koroner arterleri genişleten ve aterosklerozu engelleyen eylemleri sonucu kalp hastalıkları riskini azaltmalarının da sonucu olabilir.196 Deneysel çalışmaların bulgularına göre bazı flavonoidlerin ülser oluşumunu önlediği ve ülser tedavisinde kullanışlı olabilecekleri gösterilmiştir.233 Flavonoidlerin potansiyel olarak antiviral aktiviteye sahip oldukları da belirlenmiştir. İn vitro çalışmalar flavonoidlerin soğuk algınlıklarının %50’sinden sorumlu olan ve 50 türü bulunan rhinovirus karşı etkili olduğu ancak herpes simpleks ve influenza viruslarına karşı daha az etkilerinin olduğu gösterilmiştir.234 Biyoflavonoidlerin, hemoroid, astma, alerji, menopoz semptomları ve habitüel abortusun önlenmesi gibi rahatsızlıklara karşı kullanılabileceği iddia edilse de bu iddiaların bilimsel olarak ispatlanması gerekmektedir.
20,000’den fazla biyoflavonoid türünün kimyasal özetleri belirlenerek kaydedilmiş ve bunların büyük bir kısmı laboratuarlarda ve hayvanlar üzerinde çalışılmış, fakat kuersetin hariç çok az bir kısmının etkisi insanlar üzerinde denenmiştir. Biyoflavonoidler C vitamini ile sinerji ilişkisine sahip olduğu için optimal yararlığa ancak birlikte tüketildiklerinde ulaşılmaktadır. Fakat biyoflavonoid içeren taze bitkilerin uzun süreli bekletilmesi ve pişirilmesi sonucu hızlı ve kolay bir şekilde dekompozisyona ve degradasyona uğrayacağı için biyoflavonoid içeren doğal ürünlerin taze tüketilmesi optimum yararlılığı sağlayacaktır.155
Bitki orijinli türevlerin geniş spektrumlu bir biyolojik aktiviteye sahip olduğu yüzyıllardır bilinmesine rağmen, flavonoidlerin insan sağlığı için önemli olabileceği 1930’lu yıllarda limon suyunda bulunan bazı bileşenlerin arterlerin geçirgenliğini azalttığı ve iskorbütlü domuzlarda semptomları kısmen önleyebildiğinin anlaşılmasıyla fark edildi. Bu bileşenlerin P vitamini adıyla yeni bir tür vitamin sınıfı olarak tanıtılması önerildi. Sözkonusu etkilere sahip madde bir geçirgenlik faktörü şeklinde rutin olarak tanımlandı. Ancak bu bilgiler genellikle kabul görmedi ve 1950’li yıllarda P vitamini terimi bütünüyle terkedildi. Flavonoidlere yönelik ilgi flavonoidlerin insanlarda kalp hastalıklarını potansiyel olarak önleyici rolünün anlaşılmasıyla yeniden canlandı. O dönemden beri flavonoidlerin insan sağlığı üzerinde potansiyel rolleri üzerinde çok canlı bir bilimsel araştırma devam etmektedir. Flavonoidlerin özellikle antioksidan etkileri, hormonal ve antienfeksiyonal eylemleri, kanser önleyici etkileri, kimyasal savunma enzimlerini uyarma yetenekleri ve kan pıhtılaştırmada ve vasküler sistem üzerindeki etkileri önemli araştırma konuları olarak öne çıkmaktadır.130
Flavonoidlerin antioksidan olarak faaliyet gösterebilme yetenekleri moleküler yapılarına bağlıdır. Hidroksil grupların ve diğer grupların dizilişleri antioksidan etkileri için önemlidir. Kateşin temelli kuersetin bu nedenle serbest radikalleri yok etmede çok başarılıdır. Flavonoidler suda erirler ve genelde şekerlere bağlanırlar. Alglerde bulunmazlar. Flavonoidler arakidonik asit metabolizmasını etkileyerek antienflamatuar etki gösterirler ve suda kaynatmaya ve fermantasyona karşı dirençlidirler.161
Karbonil (C=O), hidroksil veya (doymamış) karbon-karbon (C=C) çift halkası durumlarının varlığı veya yokluğu durumları dahil olmak üzere merkezi karbon halkasının kimyasal modifikasyonlarının türlü tipleri bağlamında flavonoidler bazı alt gruplarda incelenebilir. Binlerce farklı flavonoid türü bulunsa da insan sağlığı perspektifinden önemlilikleri açısından flavonoller, flavonlar, flavanonlar, flavanoller, antosiyanidinler, poliflavan veya proantosiyanidinler ve izoflavonlar olarak sınıflandırılabilirler.130 Kaempferol, kuersetin ve mirisetin bileşenleri flavonollere örnektir ve en çok yeşil sebzeler, soğan, elma, dutsu meyveler, ginkgo biloba ve çayda bulunur. Apigenin ve luteolin gibi flavonlar maydanoz, kekik ve kerevizde bulunur. Hesperetin, naringenin ve eriyo-diktiol flavanonlara örnek olarak verilebilir. Örneğin; siyanidin, delfinidin, malvidin, pelargonidin ve peonidin, petunidin gibi antosiyanidinler bitkilere renkleri veren pigmentlerdir. Genistein ve daidzein gibi izoflavonlar soya fasulyesi ve diğer baklagillerde yoğun olarak bulunur. Poliflavan veya proantosiyanidinler yoğunlaşmış tanenler olarak ta bilinirler. Poliflavanlar, monomerik flavonoidlerin oligomer veya polimerleridir. Diğer flavonoid grupları göreceli ve karşılaştırmalı olarak beslenmede çok küçük miktarlarda alınan bileşenler olarak ortaya çıkarlar. Örneğin, dihidroflavonlar, flavan-3,4-diols, kumarin, chalcone, dihydrochalcone ve aurone. Flavonlar ve bunların 3-hidroksi analogları (yani flavonollar) en yaygın olanlardır. Kuersetin, kaempferol, aglikon, mirisetin, apigenin, luteolin ve kuersetin glikozidleri, kuersitrin ve rutin tıbbi bitkilerde en sık görülen biyoflavonoid bileşenleridir. Biyolavonoidler suda çözülebilir ve acı veya tatlı olabilirler.3,99,105,108,128,130-131,137
Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar flavonoidlerin; karbon tetraklorit, asetaminofen ve fenitoin gibi ilaçların neden olduğu toksikasyonun zararlarından karaciğer hücrelerini koruduğunu göstermektedir. Devedikeni (Silybum marianum) bitkisinde bulunan flavonolignan kompleksleri kollektif olarak silimarin olarak adlandırılır. Silimarin; silibin, izosilibin, silikristin ve silidiyanin bileşenlerinden oluşur. Silimarin birinci aşama detoksikasyonda etkin bir rol alır. Karaciğer kanseri tedavisinde kemoterapötik bir adjüvan olduğu gösterilmiştir. Karaciğer mitokondrisi ve mikrozomlarını lipid peroksidasyonundan korur. Aynı etki kuersetin ve taksofilin gibi flavonoidlerde de görülür. Silimarinin hepatik rejenerasyonu sağladığı ve hepatik glütasyonu artırdığı in vivo gösterilmiştir.99,156-159
Biyoflavonoidler kimyasal yapılarına bağlı olarak çeşitli ve çok önemli farmakolojik etkilere sahiptir. Superoksid anyon, singlet oksijen ve lipid peroksil dâhil olmak üzere serbest radikalleri yok ederek damar duvarlarını güçlendirir. Güçlü bir antioksidan özelliğe sahiptirler. Metal iyonlarını ayırır ve LDL kolesterolünün in vitro oksidasyonunu engellerler. Ayrıca antikonvülsan ve diüretik etkilere sahiptirler. Zayıf kılcal damar duvarlarını güçlendirerek anormal kılcal damar kanamalarını azaltır ve böylece kılcal damar fonksiyonlarını güçlendirirler. Oksijen yetersizliğine karşı hücrelerin dayanaklılığını arttırırlar. Tümör gelişiminin çeşitli düzeylerini ve histamin salınımını engellerler. Kardiyovasküler rahatsızlıklar, ödem, enflamasyon, dispeptik şikâyetler, karaciğer bozukluklarında ve safra salgısını arttırmada kullanılırlar.3,99,105,108,130-136
Flavonoller
Flavonoller, besinsel flavonoidler içinde en yaygın dağılıma sahip ve en bol bulunan flavonoidlerdir. Dağılımları ve yapısal çeşitlilikleri çok geniş olup düzenli bir şekilde belirlenmiştir. Yaygın olarak tüketilen meyve, sebze ve içeceklerde bulunan farklı flavonollerle ilgili geniş bir bilgi mevcuttur.130 Kaempferol, kuersetin, izohamnetin ve mirsetin en yaygın bulunan flavonollerdir. Flavonol aglikon sayısı sınırlı olsa da olası bileşikler çok fazladır. Örneğin, sadece kuersetinin şeker bileşiklerinin 200’den fazla yapısal çeşitleri bildirilmiştir.229 Kuersetin; hesperidin, naringin, rutin ve tangeritin gibi diğer flavonoidlerin kimyasal belkemiğini oluşturur. Kuersetin; elma, yeşil ve siyah çay, soğanın özellikle dış halkalarında, ahududu, kırmızı üzüm, kiraz, narenciye meyveleri, brokoli, yeşil yapraklı sebzeler, ginkgo biloba ve sarı kantaronda bol miktarda bulunur. Kuersetinin antioksidan, antienflamatuar ve antikanser etkileri üzerine yoğun bir araştırma alanı mevcuttur. İn vitro çalışmalar kuersetinin kardiyovasküler hastalıklar, kanser ve olası olarak kataraktı önleme potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. İn vitro çalışmalarda kuersetinin antioksidan, LDL oksidasyonunu engelleme, nitrik asit patikasını önleme, antihistaminik ve antienflamatuar etkilere de sahip olduğu kanıtlanmıştır. Gıda takviyesi olarak kuersetinin ateroskleroz, hiperlipidemi, diyabet, katarakt, saman nezlesi, peptik ülser, enflammasyon, kanser ve prostat tedavi ve korunmasında kullanılması tavsiye edilmektedir. Plasebo-kontrollü bir araştırmada bakteriyel olmayan kronik prostatta kuersetinin ağrıyı azaltarak yaşama kalitesini arttırdığı fakat fonksiyonel bozuklukları tedavide bir etkisi olmadığı bildirilmiştir. Kuersetinin diğer rahatsızlıklarda etkililiğine ilişkin yeterli ve güvenilir bilgi henüz bulunmamaktadır. 100 g olarak hesaplandığında; elmada 4.42 mg, frenküzümünde 13.50 mg, yabanmersininde 3.93 mg, pişmiş brokolide 2.44 mg, kirazda 1.25 mg, mürverde 42 mg, siyah üzümde 2.8 mg, yeşil üzümde 1.32 mg, karalahanada 34.45 mg, kırmızı soğanda 37.87 mg, maydanozda 8.85 mg, armutta 0.3 mg, siyah erikte 1.2 mg, çilekte 1.44 mg, demlenmiş siyah çayda 3.86 mg, demlenmiş yeşil çayda 5.21 mg ve cherry domateste 2.87 mg flavonol bulunmaktadır.196
Flavonlar
Flavonların flavonollerle yakın bir yapısal ilişkisi vardır. Fakat flavonoller kadar bitki aleminde geniş bir dağılımları sözkonusu değildir.130 Kereviz ve maydanozda bulunan apigenin ve luteolin ile polimetoksilatlı flavon türevleri olan tangeretin ve nobiletin narenciye meyvelerinde bol miktarda bulunur.130,229 Flavonların antienflamatuar, antialerjik, antitrombotik, vazoprotektif ve antitümör nitelikleri olduğu belirtilmektedir.161 Örneğin, 100 g hesabıyla, taze maydanozda 303.24 mg, demlenmiş yeşil çayda 0.34 mg ve taze kekikte 56 mg flavon bulunur.196
Flavanonlar
Flavanonlar flavonoid biyosentetik patikasının ilk flavonoid ürünleridir. Kimyasal olarak flavanon yapısı oldukça reaktif olup hidroksilasyon, glikozilasyon ve O-metilasyon reaksiyonlarına maruz kalabildikleri belirtilmiştir.130 Flavanonlar ve bunların glikozitleri hesperidin ve naringin şeklinde narenciye meyvelerinde ve özellikle bunların kabuklarında yüksek miktarda bulunur.130,224 İlginç bir şekilde flavanon rutinozidleri tatsız oldukları halde, ekşi portakaldaki neohesperidin ve greyfurt kabuğunda bulunan naringenin yoğun bir acı tada sahiptir.130 Flavanonlar antioksidan, antienflamatuar, immun sistem modülatörü ve karbonhidrat metabolizmasında etkili olduğu bildirilmektedir.161 100 g olarak düşünülürse, greyfurt suyunda 24.13 mg, limon suyunda 18.33 mg, portakal suyunda 5.08 mg ve portakalda 43.88 mg flavanon bulunur.196
Flavanoller
Flavanoller, flavan-3-oller ve kateşinler olarak ta bilinirler ve flavonoidler grubunun en kompleks ve doğal haliyle glikozlaşmış formlarda bulunmayan tek alt sınıfıdırlar. Kateşin ve onun izomeri epikateşin gibi basit monomerler şeklinde bulunabilirler. Oligomerik ve yoğunlaşmış tanenler olarak ta bilinen polimerik proantosiyanidinleri oluşturacak şekilde yoğunlaşarak bağlanabilirler. Flavanol monomerler bitkisel gıdaların işlenmesi ve işleme tabi tutulmaları sonucu kimyasal ve enzimik değişmelere maruz kalarak dönüşüm geçirebilirler. Bunlara türev polifenoller denir. Örneğin, thearubigin ve theflavin gibi kompleks polifenolikler siyah çayda bol miktarda bulunur.224 Flavanollerden, (+)-kateşin, (+)-galokateşin, (–)-epikateşin ve (–)-epigallokateşin gibi flavanoller narenciyelerde yüksek oranlarda bulunur. Yeşil çay epigallokateşin, epigallokateşin galat ve epikateşin galat gibi flavanollerin zengin bir kaynağıdır. Flavanoller bitkilerde yaygın bir dağılıma sahiptir. Yeşil çay flavanollerin en zengin kaynağıdır. Örneğin, 100 g olarak düşünüldüğünde; elma 9.09 mg, kuru fasulye 2.01 mg, frenküzümü 1.17 mg, kiraz 11.7 mg, bitter çikolata 53.49 mg, sütlü çikolata 13.45 mg, kara üzüm 20.9 mg, yeşil üzüm 4.92 mg, kivi 0.45 mg, nektarin 2.74 mg, şeftali 2.33 mg, armut 3.53 mg, siyah erik 6.19 mg, ahududu 9.23 mg, çilek 4.47 mg, demlenmiş siyah çay 73.44 mg ve demlenmiş yeşil çay 132.43 mg flavanol içerir.196
Antosiyanidinler
Antosiyanidinler, antosiyaninlerin aglikonları şeklinde değerlendirilirler.224 Ağırlıklı olarak meyve ve çiçekler dokularında bulunur. Meyve ve çiçeklerin kırmızı, mavi ve leylak renklerini verirler ve doğada geniş bir dağılıma sahiptirler. Aynı zamanda bitkilerin yaprak, kök, tohum ve gövdelerinde de bulunurlar. Bitkilerde yapraktaki mezofil hücrelerini gölgeleyerek aşırı ışığa karşı korurlar. İlave olarak polen aşılayıcı böcekleri bitkiye yöneltmek gibi önemli bir görevleri de vardır. En yaygın olanları siyanidin, delfinidin, pelargonidin, peonidin, petunidin ve malvidindir. Bitkilerde ağırlıklı olarak şeker konjugeleri halinde bulunurlar. Antioksidan özellikleriyle öne çıkarlar. Örneğin, 100 g hesabıyla; yabanmersininde 112.55 mg, kirazda 117.42 mg, mürverde 749.24 mg, kırmızı soğanda 13.14 mg ve ahududunda 47.6 mg antosiyanidin bulunur.196
Proantosiyanidinler
Proantosiyanidinler poliflavan yahut yoğunlaşmış tanenler olarak ta bilinirler. Bunlar monomerik flavonoidlerin oligomer veya polimerleridir.224 Proantosiyanidinler, flavanol ve flavan-3,4-diollerden türetilen polifenol oligomerlerdir. Proantosiyanidinler bitkilerde çok geniş bir dağılıma sahip olup doğal olarak türlü meyve, sebze, kabuklu yemiş, yağlı tohumlar, çiçekler ve bitkilerin kabuklarında bulunur. Proantosiyanidinlerin 15 alt sınıfı belirlenmiş olsa da bunların çok azı tükettiğimiz gıdalarda belirgin olarak öne çıkar. Proantosiyanidinler çok güçlü antioksidanlardır. Hidroksil gruplar ve lipid peroksitlerini de içermek üzere lipid peroksidasyonunu bloke edip hücre zarlarını düzenleyerek serbest radikalleri nötralize ederler. Kolajen yıkımını engellerler. Histamin ve prostaglandin gibi enflamatuar aracıların ortaya çıkmasını önlerler. Trombosit birikimini engellerler. Yanısıra, antibakteriyel, antiviral ve antikarsiyojenik etkileri olduğu bildirilmektedir.235 Proantosiyanidinler serbest radikalleri yok ederek C vitamininden (askorbik asit) 20, sadece yağda çözünebilen E vitamininden (tokoferol) ise 50 kat daha güçlü bir antioksidan özelliğe sahiptir.150 Yoğunlaştırılmış tanenler su ve alkolde ancak ilave gliserin yardımıyla kısmen çözünürler. Basit kateşin türü tanenler daha hafif moleküler ağırlığa sahip olduklarından daha az astrenjan etki gösterirler. Bu nedenle gerçek bir polifenol sayılmazlar.99,105,108 Oligomerik prosiyanidinler yoğunlaştırılmış tanenlerin bir alt kategorisi olup yeşil ve siyah çayda (Camellia sinensis) yoğun olarak bulunur. Kardiyovasküler, serebrovasküler ve karaciğer hastalıklarından ölüm oranlarını azalttığı klinik deneylerle gösterilmiştir.138-140 Yeşil çay epigallokateşin yönüyle çok zengin olup güçlü bir antioksidan ve vasküler toniktir. Ancak tanenlerin protein ve diğer yapı taşlarının emilimini azalttığı göz önüne alınırsa138, özellikle siyah çayın yemeklerle birlikte tüketilmesinin çok bilgece bir yöntem olmadığı düşünülebilir. Bununla birlikte diğer bitkisel çaylar genel olarak tanen yönüyle fazla zengin değildir.141
Üzüm çekirdeği oligomerik proantosiyanidin kompleklerinin zengin bir kaynağıdır. Üzüm çekirdeği özütü, dimerler, kateşin trimerleri ve epikateşinlerden oluşan proantosiyanidinleri içerir. Örneğin, 100 g olarak değerlendirildiğinde; 100 g kuru üzüm çekirdeği 2,817 mg, tarçın kabuğu 8,084 mg, elma 80-130 mg, muz 3.37 mg, kuru fasulye 510 mg, böğürtlen 23.31 mg, frenküzümü 149.7 mg, yabanmersini 176.49 mg, kiraz 19.13 mg, kırmızı üzüm 80 mg, yeşil üzüm 81.54 mg, kivi 1.83 mg, nektarin 29.36 mg, şeftali 71.75 mg, armut 42.3 mg, siyah erik 220.66 mg, çilek 25.07 mg, demlenmiş siyah çay 141.67 mg ve demlenmiş yeşil çay 13.34 mg proantosiyanidin kompleksleri içerir.196,235
İzoflavonlar
İzoflavonlar oldukça yaygın biçimde bulunan flavonoidlerin bir alt sınıfı olsa da doğada son derece sınırlı bir dağılıma sahiptirler. Birincil besinsel kaynakları soya fasulyesi ve soya unu, soya sütü gibi ilgili soya ürünleridir. Soya fasulyesinde bulunan izoflavon miktarı soya ürününün türüne ve nasıl işlendiğine bağlı olarak değişir.196 Çiğ soya fasulyesinde bulunan izoflavon oranı gram başına 1 mg’dır.236 İzoflavonlar genellikle zayıf östrojen etkilerinden dolayı fitoöstrojenler olarak tanınırlar. Yapısal olarak memelerdeki östrojenlere benzerlik gösterirler ve α ve β östrojen reseptörlere bağlanırlar.130 Östrojen agonistleri olarak sınıflandırılsalar da östrojen reseptörleriyle rekabet ettiğinden östrojen antagonistleri olarak ta bilinirler. Östrojen reseptörlerinden bağımsız etkiler gösterdikleri de gösterilmiştir. Menopoz öncesi dönemde izoflavonlar anti-östrojenik, post-menopoz dönemde ise östrojenik olarak davranabilirler. Gerçi bu etkilerinin kanıtlanması için daha fazla araştırmaya gereksinim vardır.196 Kızıl yoncada (Trifolium pratense) zengin bir izoflavon kaynağıdır. İzoflavon takviyeleri hazrılanmasında kullanılır. Son 20 yıldır, izoflavonların insan sağlığına etkisi ile ilgili şaşırtıcı miktarda araştırma yapılmıştır. İzoflavonlar hakkında yıllık yaklaşık olarak 1,000 hakemli dergi makalesi yayınlanmakta ve bu yayınların temel nedeninin son yıllarda soya fasulyesi üzerine çok fazla odaklanılması gösterilebilir.236 Soya fasulyesinde bulunan başlıca izoflavonlar genelde glikozit formunda bulunan genistein, daidzein ve glisetindir. Vücuda alındıktan sonra glikozitler büyük bağırsaklardaki bakterilerin etkisiyle hidrolize olurlar ve genistein, daidzein ve glisetin ortaya çıkar. Daidzein, kalın bağırsaklardaki bakterilerin etkisiyle metabolize edilerek ya östrojenik olan ekuolu yahut östrojenik olmayan O-desmetilangolensini oluşturur. Genistein ise östrojenik olmayan P-etil fenolle metabolize edilir. Daidzeinin metabolizasyon yeteneğindeki çeşitlilikler izoflavonların insan sağlığına etkileri üzerinde söz sahibi olmaktadır. İzoflavonların hormonal etkilerinin yanında hayvanlar üzerinde ve in vitro çalışmalardan elde edilen kanıtlar DNA kopyalamasını inhibe ederek kanser hücrelerinin üremelerine mani olduğu gösterilmiştir. Yanısıra antioksidan olarak etkili oldukları, anjiyogenezi bastırdıkları ve türlü büyüme faktörleri ve sitokinlerin etkilerini inhibe ettikleri gösterilmiştir. İzoflavonların kardiyovasküler hastalıklarda, kanser, osteoporoz ve menopozal sendromlarda potansiyel rolleri sayısız klinik deneylerde incelenmiştir. İzoflavonların etkileri konusundaki bilimsel literatür çalışılan kitlelelerin uyumsuzluğu, uygun kontrol gruplarının olmaması, son noktaların seçimi ve araştırma türleri nedeniyle çelişkili sonuçlar sunmaktadır. Soya fasulyesi ve soya proteini izolelerinin tüketimi kardiyovasküler riskin lipid işaretçilerine yararlı etkileri sözkonusudur. İzole izoflavonların tüketimi ise kan yağları veya kan basıncına belirgin bir etki sağlamamaktadır. Menopoz sendromlarında soya fasulyesi proteini izoleleri, soya besinleri veya kızıl yonca ekstrelerinin etkili olduğu konusunda bazı kanıtlar vardır. Tam kanıtlanmamış olsa da izoflavonların kemik sağlığına yararlı etkileri sözkonusudur. İzoflavonların meme ve kolon kanseri, diyabet ve anlama fonksiyonlarına etkileri henüz bilimsel anlamda kanıtlanamamıştır.196,237
Flavonoid Olmayan Polifenolikler
Hidrozlenebilir Tanenler
Tanenler temel olarak iki grupta değerlendirilebilir: hidrolizlenebilir tanenler ve hidrolizlenemeyen (yoğunlaştırılmış) tanenler. Bazı tıbbi bitkiler her iki tanen türünü de içerebilir. Yoğunlaştırılmış tanenleri proantosiyanidinler alt başlığında incelemiştik. Tanenler polifenollerin en geniş grubunu oluştururlar ve ağır bir moleküler yapıları vardır. Yüksek düzeyli konsantrasyonları genellikle meşe ağacı kabuğu gibi ağaç gövdeli bitkilerde, gül ağaçlarında, böğürtlen, karadiken ve beşparmak otunda görülür. Daha düşük oranlarda ise yeşil ve siyah çayda ve yabanmersininde bulunur. Tanenler tıbbi bitkilerde ağaç kabuğu, yaprak, kök ve meyvelerinde bulunur. Tanenler meşe ağacının kabuğundan ve kabuktaki zararlı böceklerin neden olduğu yaralardan ayrıştırılmıştır ve önde gelen astrenjan fitokimyasallardandır.3,12,99,105,108 Tanenler suyun içinde hafif asit reaksiyonu gösteren kristalize olmayan bileşenlerdir. Ağzı buruşturan mayhoş ve ekşi tatları vardır. Genelde glikozidler olarak bulunurlar. Proteinleri çözülemeyen komplekslere dönüştürme yetenekleri deri endüstrisinde yaygın kullanımlarına neden olmuştur. Hidrolizlenebilir tanenler basit fenolik asitin glukoz esterleridir ve bunlar ya pentagaloil glukoz örneğindeki gibi galotanen (glukozun galoil esteri) ya da kasıkotundan elde edilen agrimoniin örneğindeki gibi galik asitin glukoz esterlerinden türetilmiş heksaahidrodifenik asit yapısında görülürler. Hidrolizlenebilir tanenler hidroliz sonucu galik asit ve glukoz (galotanen) ya da ellagik asit ve glukoz (elagitanen) üretirler. Bunlar su ve alkolde hemen çözülürler. Sardunya (Geranium maculatum) ve kasık otu (Agrimonia eupatoria) hidrolizlenebilir tanenler içerirler. Hidrolizlenebilir tanenler protein zincirleriyle geri dönüşümsüz olarak bağlandıkları için deri ve müköz zarlarında astrenjan etki gösterirler. Böylece astrenjan ve antihemorajik (meşe ağacından: galotanik asit), antitümör (keçisakalından: rugosin D ve yakıotundan: kentein B), antioksidan (hamamelis: hamamelitanen) antienflamatuar, stiptik (kanamayı azaltıcı), antiiritan (tahriş önleyici), zayıf antibakteriyel, antidiyaroyal (kasık otu: agrimoniin) ve müköz azaltıcı etkilere sahiptir. 3,12,99,105,108,130-131
Terpenler (İzoprenoidler)
Terpenler bitkilerde kimyasal açısından en farklı ve değişik yapılara sahip fitokimyasallara tipik örneklerdir. 30,000’den fazla tespit edilmiş ve tanımlanmış türü mevcuttur. Yanıcı ve doymamış hidrokarbonlar olarak likit halde bulunurlar. Uçucu yağlarda, reçine ve uçucu yağ açısından zengin reçinelerde bulunurlar. Terpenlerin tanımlanmalarını kolaylaştıran bileşik özelliği, hepsinin temelde karotenoid içeren ve tekrarlanan karbon-5 (C5) izoprenoid birimleri oluşlarıdır. Dolaysıyla terpenler hidrokarbon temelli tek bir grup olarak tanımlanabilir ve izoprenlerden türetilmeleri izopentan (2-methylbutane) birimlerine bölünebilen yapılara neden olabilmektedir. Hemiterpen (C5) bir izoprenoid ve 5 karbon atomundan ibarettir ve örnek olarak anjelik asit verilebilir.3,12,99,105,108,137 Belirli bir terpene eklenen birim sayısı bu bileşiklerin sınıflandırılmasında temel teşkil eder. Buna göre terpenler monoterpenler, seskiterpenler, diterpenler, triterpenler, tetraterpenler ve politerpenler olarak alt gruplara ayrılabilirler.99,105
Monoterpenler
Monoterpenler (C10) iki izoprenoid ve 10 karbon atomundan oluşur. Monoterpenler bitki yağlarının karakteristik kokularını oluşturan uçucu yağ bileşenleridir ve yaygın bir şekilde çeşni ve parfüm olarak kullanılır. Örneğin; limon yağındaki geraniyol, kişniş yağında bulunan linalool; nanedeki mentol ve kekikteki timol; yarpuz yağında bulunan pulegon; melaloyka yağında terpinen-4-ol ve pelinotu yağında bulunan tujon uçucu yağlarda bulunan monoterpenlerdendir. Uçucu yağlar inhalasyonda kullanılır. Karakteristik kokuları olduğu için parfüm yapımında da kullanılırlar. Kutupsuz dolaysıyla lipofilik bileşenler oldukları için hücre zarlarına kolaylıkla penetre edebilirler. Bu niteliklerinden özellikle aromaterapide yararlanılır. Monoterpenlerin gram negatif ve gram pozitif bakterilere karşı antibiyotik özellikleri vardır.238 Antifungal ve antispazmotik olarak ta kullanılırlar. Bazı monoterpenler nerol, sitronellol ve geraniyol gibi glikozitlerdir. Ökaliptüsten elde edilen sineol ve çam ağacından üretilen pinen en çok karşılaşılan monoterpenlerdendir.99 Mentoller lokal anestezikler olarak bilinir ve ciltteki tahrişi gidermekte kullanılırlar. Nane mentolu gaz giderici bir niteliğe sahiptir. Tujon toksik bir etken olup geleneksel bitkisel Avrupa tıbbında bağırsak kurtlarına karşı kullanılır.161 İridoidler monoterpenlerin türevleri olarak glikozit formunda bulunurlar. Acı maddeler olarak bilinirler ve çok acı tatları vardır. Kardiyovasküler, kloretik, mide rahatlatıcı, antihepatotoksik ve böcek kovucu ve çekici bazı özellikleri vardır. Glikozitik olmayan iridoidlerden sedatif özelliğe sahip valepotriatlar valerian bitkisinde bulunur. Şakayık (Paeonia spp.) bitkisinin monoterpen glukoziti paeoniflorin; antienflamatuar, sedatif, antipiretik ve antispazmotik etkilere sahiptir. Kedi nanesinin (Nepeta cataria) nepetalakton esansında bulunan uçucu yağ bileşeni kedileri bu bitkiye çekmeye yarar.99
Seskiterpenler
Seskiterpenlere (C15) zencefilin kendine özgü kokusundan kısmen sorumlu olan zingiberen ve λ-bisabolen bileşenleri örnek olarak gösterilebilir. Seskiterpenler ya esansların bileşeni yahut seskiterpen laktonu olarak mevcutturlar. Seskiterpen laktonları haricen uygulandığında tahriş edicidir. Dâhili kullanımda gastrointestinal sistem tahriş edicilerinin aksiyonuna benzer bir tahriş gerçekleştirirler. Pamuk fidanında (Gossypium herbaceum) bulunan gossipol Çin tıbbında erkeklerde antifertilite etkeni olarak kullanılmaktadır. Seskiterpenler, mürrisafi (Commiphora molmol) reçinesinin önemli bileşenleridir. Bilimsel çalışmalara göre seskiterpenler lokal anestetik, antibakteriyel ve antifungal özelliklere sahiptir.239 3,000’den fazla bilinen seskiterpen laktonunun bulunduğu ve bitkilerin yaprak ve çiçeklerinde yoğunlaştıkları bildirilmektedir. İzole edilmiş bazı seskiterpen laktonlarının antimikrobiyal (özellikle antiprotozoal) etkilerinin olduğu bilinmektedir. Krizantem çiçeğinde (Tanacetum parthenium) bulunan partenolid, antienflamatuar, antisekretuar ve spazmolitik etkileri nedeniyle migren tedavisinde kullanılmaktadır.99
Diterpenler
Diterpenler (C20) klasik anlamda reçine sınıfında değerlendirilir ve bütün terpenoid bileşenleri içinde en acı tada sahip gruptur. Marrubium bitkisinin (Marrubium vulgare) marrubiin bileşeni mide rahatlatıcı ve tonik özellikleri ile öne çıkar. Adaçayı (Salvia officinalis) antiviral diterpenler içerir. Adaçayında bulunan tanşinon kalp hastalıklarında kullanılmaktadır. Ginkgoglide A modifiye edilmiş bir diterpen olup Ginkgo biloba eksteresinde mevcuttur.99 Porsuk ağacından (Taxus brevifolia) elde edilen taxol bir antikanser ajanı olarak önemli bir diterpendir. Taxol, aslında taksan bileşeninin ticari ismidir. Taxol ve türevleri rahim ve meme tümörleri için reçeteli ilaçlardır.240 Kroton (Croton spp.) bitkisinde bulunan forbol diterpeni karsinojenik özelliklerinden dolayı kanser araştırmalarında kullanılmaktadır. Biberiyede (Rosmarinus spp.) bulunan karnosol antioksidan bir bileşendir.161
Triterpenler (Triterpenoidler)
Triterpenoid bileşenler (C30); serbest triterpenler (örneğin, poriatin), triterpenoid saponinler (örn., glikiretik asit, ginsenosidler, jujubosidler), steroidal saponinler (örn., saikosaponin, bozvelik asit), kardiyak glikozidler (örn., konvallotoksin, stropantin, digitoksin), fitosteroller (örn., stigmasterol, sitosterol), kurkurbitasinler ve kuassinoidler gibi çok geniş ve farklı gruplardan oluşur.99 Triterpenler, tıbbi bitkilerde bulunan bileşenlerden en geniş dağılıma sahip ve çok önemli gruplarından biridir. Triterpenler; antitümör, antienflamatuar, immunomodülatör, kardiyak ve antitrombotik ve endokrin özelliklere sahiptir.161
Fitosteroller (Fitosterinler)
Bitki sterollerinden stigmasterol ve sitosterol gibi steroller hücre zarlarının esas bileşenlerinden olup steroidal ilaçların üretiminde başlangıç materyallerinden kabul edilmektedir.99 100’den fazla farklı fitosterol bulunmasına karşın en yaygın olanları stigmasterol ve sitosterol, alfa- ve beta-amirin, kampesterol, beta-sitosterol, ursolik asit ve oleanik asittir. Klinik çalışmalar genellikle serbest fitosterol ve fitosterol esterler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Fitosterollerin kimyasal yapısı kolesterole çok benzer. Bitki metabolizmasındaki rolleri, hayvan hücrelerinde kolesterolün yaptığına benzer şekilde bitki hücrelerinin zarlarında fosfolipid çift katmanının stabilizasyonundan sorumludur. Yağlar, kabuklu yemişler, yağlı tohumlar ve tahıllar gibi yüksek oranlı yağ ve/veya lif içerikli bitkisel kaynaklar fitosterol açısından çok zengindir. En fazla fitosterol susam tohumunda bulunur. 100 g susam tohumu 400 mg’dan fazla fitosterol içerir. Susamı, 279 mg/100 g oranı ile antep fıstığı, ayçekirdeği (270 mg/100 g) ve ceviz (113 mg/100 g) takip etmektedir. Yer fıstığının içerdiği fitosterol nispeten daha azdır (95 mg/100 g).241 Fitosterollerin kolesterol düşürücü etkileri klinik olarak ispatlanmıştır. Günde 2-2.5 g tüketilen fitosterol plazma LDL kolesterol düzeylerini %10-14 oranında düşürmektedir. Ancak tipik günlük beslenme rejimi ile alınan fitosterollerden kolesterol düşürücü bir etki beklemek zordur. Fitosteroller, kolesterol absorpsiyonunu azaltarak toplam kolesterol ve LDL kolesterolün kan düzeylerini düşürmektedir. Gerçi, fitosterollerin kolesterol düşürücü aktivitelerinde bağırsak enterositleriyle hücresel kolesterol metabolizmasını da etkilemeleri olası görünmektedir.242 Fitosterollerin kolesterol absorpsiyonunu azaltmaları hepatik kolesterol sentezinde artışlara neden olur. Genel olarak, fitosterollerin HDL kolesterolü ve trigliseridlere hiçbir etkileri yoktur. Fitosterollerin kardiyovasküler riski azaltmadaki rolleri henüz ispatlanmamış olsa da kansere karşı etkili olduklarına dair bazı erken kanıtlar mevcuttur.196 Isırgan otunda bulunan fitosterollerin iyi huylu prostat hiperplazisinde enzimleri güçlü bir şekilde inhibe ettiği gözlenmiştir. Mürrisafide bulunan reçinelerdeki guggulsteron steroidlerinin tiroid fonksiyonlarını uyararak kan kolesterol ve trigliserid düzeylerini düşürdüğü gözlenmiştir.99
Saponinler
Triterpenoid bileşenlerden saponinler yüzey aktif özelliğe sahip olup sulu çözeltide çalkalandığında stabil bir köpük halini alır. Bu nedenle saponin olarak adlandırılırlar.161 Saponinler bitki dünyasında çok geniş bir dağılıma sahiptir. Örneğin, sarmaşık yaprağı (Hedera helix), meyan kökü (Glycyrrhiza glabra), ginseng (Panax ginseng), yulaf (Avena sativa), aynısafa (Calendula officinalis), sentella (Centella asiatica), tavşan memesi (Ruscus aculeatus) ve at kestanesinde (Aesculus hippocastanum) bol miktarda bulunurlar.12 Saponenlerin aktif kısımları sulu çözeltide kolesterolü çökelten koloidal solüsyonlar oluştururlar.99 Saponen aglikonları, bitkilerde bulunan triterpenoid, steroid veya steroidal alkaloid yapılardan oluşan glikozitler şeklinde görülebilirler. Molekülün bir ucunda bulunan lipofilik (yağda çözülen) aglikonlar ve diğer ucunda bulunan hidrofilik (suda çözülen) şekerlerin kombinasyonları yüzey basıncını düşürme yeteneğini vererek deri ve zarlarda deterjan ve sabun benzeri bir etki üretirler. En sık görülen triterpenoid aglikonu oleanolik asittir. Meyankökünde bulunan glisiretik asit bunlara bir örnek olarak gösterilebilir. Ursan, lupan ve damaran türlerini içeren diğer triterpenoid halka sistemlerine; ginsengdeki (Panax ginseng) ginsenozid ve hünnapta (Zizyphus jujuba) bulunan jujubosidler örnek verilebilir. Steroidal saponinler, mevalonik asit patikasıyla triterpenlerin çoğu gibi aynı biyosentetik orijine ait olsalar da aslında gerçek triterpen değildirler. Bunlar bazen nortriterpenler olarak bilinirler. Örneğin, diosgenin ve hekogenin; seks hormonlarının, kortizon ve D vitamininin prekursörleri olarak kullanılırlar. Steroidal saponinler, gerçekte fitoöstrojen sınıfından sayılmasalar da yabani hint yer elması (Dioscorea villosa) ve (Chamaelirium luteum) gibi bitkilerin kısmen de olsa östrojenik etkileriyle ilişkilendirilirler. Steroidal saponinlerin bir alt grubu glikoalkaloidlerdir. Bu bileşenlerin en yaygın kaynağı beyaz patatestir (Solanum tuberosum). Saponinlerin farmakolojik etkileri araştırılmış olup kısmi deterjan ve yara iyileştirici etkileri dışında, kimyasal yapılarına bağlı olarak bir dizi sistemik etkileri de belirlenmiştir. Saponinlerin; sitotoksik, antitümör, antimutajenik gibi antikanser etkileri, antienflamatuar, antialerjik, immunomodülatör, antiviral, antihepatotoksik, antidiyabetik (hipoglisemik), antifungal; hemolitik, antitrombotik, hipokolesterolemik gibi kardiyak etkileri; antistres, sedatif; adaptojenik, östrojenik gibi endokrin etkileri; ekspektoran, diüretik ve dijestif etkileri bulunur.12,99,161 Deterjan etkilerinden dolayı saponinler hücre zarlarının geçirgenliğini arttırma kapasitesine sahiptirler. Kırmızı kan hücrelerinin zarlarını parçalayarak hemolize neden olabilirler ve böylece kandaki hemoglobini serbest bırakırlar. Saponinler çok sulandırılmış bile olsa hemolitik özelliklerini korurlar. Bu nedenle saponin enjeksiyonu, hemoglobinin kana ani karışmasına neden olabileceği için anemi ve böbrek zafiyetine neden olabilir. Ağız yoluyla alındıklarında bağırsak yoluyla absorpsiyonunun çok az olduğu bildirilmiştir. Aglikon formları kalın bağırsaklardaki bakteriler nedeniyle daha iyi absorbe edilir. Düşük oranlı absorpsiyon hemoliz ve dolaysıyla toksisiteyi oldukça azaltır (Mills and Bone, 2000: 43).123 Saponinler, günlük diyette tahıl ve hububatlarla birlikte düzenli olarak alınır245 ve çok az istisna dışında toksit etki göstermezler. Gelenek halk tıbbında bitkisel ekspektoran ve diüretiklerin pek çoğu kayda değer oranda saponin içerir. Örnek olarak, senega (Polygala
senega), şekerci boyası (Phytolacca decandra) ve altın başak (Solidago virguarea) verilebilir. Yüksek dozlarda bu bitkiler müköz zarlarını tahriş eder ve emetik etki gösterebilirler. Steroidlerle yapısal ilişkileri gözönüne alındığında, saponinlerin çoğu antienflamatuar etkileriyle bilinirler. Akgünlük bitkisinin (Boswellia serrata) içerdiği bosvelik asit önemli bir antienflamatuardır.99,247 Fitosteroller gibi saponinler de kolesterol plazma konsantrasyonlarının azaltılmasında rol oynarlar. Yabani hint yer elmasında (Dioscorea villosa) bulunan ve bir dioskin aglikonu olan diosgeninin besinlerden alınan kolesterol absorpsiyonunu azalttığı ve böylece hepatik sentezi arttırdığı ve sonra feçesle boşaltımını sağladığı gösterilmiştir.123 Ispanak, domates, kuşkonmaz gibi pekçok sebze ve soya fasulyesi gibi baklagiller saponin yönüyle zengindir. Bunların da plazma kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olabilecekleri söylenebilir. Saponinlerin karaciğer koruyucu etkileri bilinmektedir. Soya saponinleri ve kudzu (japon sarmaşığı) saponinlerinin kemirgenlerde hepatoprotektif olduğu gösterilmiştir.246,247
Kardiyak glikozidleri
Kardiyak glikozidleri, kardenolit ve saponinlerden daha az yaygındırlar. Kardiyak glikozitlerini içeren bitkiler mutlaka bir uzman kontrolünde kullanılmalıdır. Genel uygulamada sıklıkla reçetelendiği için bütün sağlık uzmanlarının kardiyak glikozitlerinin farmakolojisi ile ilgili temel bilgiye sahip olmaları son derece önemlidir. Kardiyak glikozitleri kategorisinde en yaygın kullanıma sahip olanı yüksükotunun (Digitalis spp.) içerdiği glikozitlerden birisi ve aslında lantozid C'nin türevi olan digoksindir (Samuelsson 1992).248 Kardiyak glikozitleri içeren bitkilerden yüksükotunun bir türü (Digitalis purpurea) digitoksin ve gitoksin; diğer türü (Digitalis lanata) lantozid A-E ve digoksin; inci çiçeği (Convallaria majalis) konvalotoksin ve konvalosid; çöpleme bitkisi (Helleborus viridis) hellebrin; ada soğanı (Urginea maritima) proskillaridin ve skillaren A ve zakkum (Nerium oleander) odorosid ve oleandrin kardiyak glikozitlerini içerir.99 Kardiyak glikozitleri, kalp yetmezliğinde kalbe pozitif inotropik etki uygularlar.161 Sistolik kasılımın güç ve hızını arttırırlar. Böylece kasılımlar arasında kalbin dinlenmek için daha fazla zamanı olur. Kalp debisindeki artış kalp atış hızını azaltır ve renal boşaltımı arttırır.99,249 Kalp yetmezliği, kalbin kanı vücudun metabolik olarak gereksindiği oranda etkin bir şekilde pompalayamaması halinde ortaya çıkar. Kalp kası bilhassa ventriküler kasılmayı çok zayıf bir şekilde gerçekleştirir. Bu azalan pompalama kapasitesi kalp debisinde bir azalmayla sonuçlanır. Kalbe yeni kan akışı devam ettiğinde kalpteki kan miktarı artttığı halde kalp kanı dışarı pompalayamacağından kalpte kan toplanacaktır. Böylece konjestif kalp yetmezliği semptomu oluşacaktır.161 Kalp yetmezliğinin en sık görülen nedeni sol ventriküler miyokardiyal fonksiyon bozuklukluğudur.249 Kardiyak glikozitleri kalp kaslarının kan pompalama kapasitesini arttırırlar. Kardiyak glikozitlerinin eylem mekanizmaları hala anlaşılamamıştır. Bununla birlikte en çok kabul edilen görüşe göre kardiyak glikozitlerinin belli başlı üç etkisi vardır. İlki, pozitif inotropik etki göstererek miyokardiyal kasılımı arttırırlar. Membrana bağlı sodyum ve potasyumun direkt inhibisyonu sonucu hücre içi kalsiyum miktarı artar. Yani kalsiyum potasyumla yer değiştirir böylece kas kasılımına neden olur. İkinci olarak atriyal ve ventriküler miyokardiyal tepkimeyi arttırırlar ancak bu bazı durumlarda aritmiye neden olabilir. Üçüncüsü, atriyoventriküler iletim düzeyini azaltırlar.99,161 Kardiyak glikozitlerinin terapötik endeksi 0.5 olup bu oran oldukça düşüktür. Yani terapötik dozaj toksik dozajdan çok farklı değildir. Digoksin zehirlenmeleri türlü gastrointestinal semptomlar, görme bozuklukları, nörolojik semptomlar ve kalp yetmezliğinin kötüleşmesi ve aritmi gibi kardiyovasküler semptomlara neden olabilir.249 Kardiyak glikozitlerinin dikkat edilmesi gereken daha başka yan etkileri ve ilaç etkileşimleri mevcuttur.99
Serbest Triterpenler
Aynısafa çiçeği eksteresinin (Calendula officinalis) biyoanaliz çalışmasına dayalı olarak damıtılmasıyla elde edilen sonuçlara göre en güçlü antienflamatuar etkinin saponinlerden çok serbest triterpenlerden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Türlü serbest triterpenler belirlense de faradiyol monoesterin en aktif serbest triterpen olduğu gözlemlenmiştir (Della Loggia et al. 1994).250 Glikozidik olmayan triterpenler özellikle reishi (ganoderma) mantarı (Ganoderma lucidum) gibi bazı tıbbi makromantarlarda yüksek oranlarda bulunur. Reishi mantarında ganoderal ve ganoderik asit gibi yüksek oranda oksijenlenmiş lanostan türünde triterpenoidler olarak bilinen triterpenoidler bulunur. Reishi mantarının meyve ve miselyumundan 100'den fazla triterpen ayrıştırılmıştır.99 Reishi mantarını diğer mantarlardan farklı kılan keskin acı tadından içerdiği triterpenlerdir. Bu bileşenler histamin ifrazatını önleyerek antihepatotoksik etki gösterirler. Aynı zamanda kolesterol sentezini de önlerler (Komoda et al. 1989)251 ve bir kısmının hepatoma hücrelerine karşı sitotoksik olduğu in vitro kanıtlanmıştır (Hirotani et al. 1985).252 On lanostan triterpenin sıçanlarda antihipertansif etkiye sahip olduğu in vitro görülmüştür. Düşük bir moleküler ağrılığa sahip poriatin triterpeninin immuno modülatör etkileri vardır. Aynı zamanda antiviral etki gösterdiği ve makrofaj ve diğer immun hücrelerinin üretimini arttırdığı gösterilmiştir. Poriatin aldosteron antagonisti olarak ta bilinir (Hobbs 1995).253
Tetraterpenler
Tetraterpenoidler (C40) bütünüyle yağda eriyen karotenoidlerden oluşur. Karotenoidlerin doğada bulunan 600'den fazla çeşiti meyve ve sebzelerin parlak kırmızı, sarı ve turuncu renklerini verirler.99,196,254-255 En sık rastlanan ve bilimsel olarak en çok araştırılan karotenoidler; betakaroten (havuç ve domates), lutein (yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı biber ve bezelye), likopen (domates), alfakaroten (havuç ve portakal), astaksantin, zeaksantin ve betakriptoksantinlerdir (portakal). Genel olarak karotenoidler hidrofibik moleküllerdir. Bu nedenle yağ gibi organik çözücülerde erirler ve suda son derece sınırlı miktarda eriyebilirler. Karotenoidlerin 50'den fazla türü, özellikle alfakaroten, betakaroten ve betakriptoksantin, provitamin etkisi göstererek sindirim sistemi aracılığıyla A vitaminine dönüşürler ve provitamin A karotenoidleri olarak bilinirler. Provitamin A karotenoidlerden bilhassa betakaroten Kuzey Amerika'da günlük alınan A vitamini kaynağının yarısından azını karşılarken Afrika ve Asya'da ise yarısından fazlasını karşılar. Halen karotenoidler temel besinlerden kabul edilmediğinden ve yeterli bilimsel kanıt bulunmadığından tavsiye edilen günlük tüketim miktarı belirlenmemiştir (Ishida, Bartley 2010, s.101).256 Karotenoidler çok farklı meyve ve sebzede bulunurlar. Betakriptoksantinlerin yoğun olarak bulunduğu meyveler portakal ve diğer kırmızı renkli meyvelerdir. Sebzeler ise kabak, papaya ve kırmızı biberdir. Alfa ve betakaroten açısından havuç, portakal, balkabağı ve domates çok zengin birer kaynaktırlar. Alfakaroten ayrıca palmiye yağı ve mısır bol bulunur. Likopen, özellikle pişirilmiş ve püre haline getirilmiş domates, guava, kavun, şeftali, kayısı ve kırmızı greyfurt gibi kırmızı renkli sebze ve meyvelerde bol bulunur (Mason 2007).196,254 Domates gıdasal likopenin yaklaşık %80'ine tekabül etmektedir (Clinton 1998).257 Kıvırcık lahana ve ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı biber ve balkabağı lutein ve zeaksantinin zengin kaynaklarıdır.196,254 Kriptoksantin, mango, portakal ve şeftalide bol bulunur. Örnek olarak, 100 g olarak hesaplandığında; kurutulmuş kayısıda 17,600 mcg betakaroten ve 864 mcg likopen; pişirilmiş havuçta 3,700 mcg alfakaroten, 9,800 mcg betakaroten ve 260 mcg lutein ve zeaksantin; pembe greyfurtta 5 mcg alfakaroten, 603 mcg betakaroten, 12 mcg betakriptoksantin, 13 mcg lutein ve zeaksantin ve 1,462 mcg likopen; çiğ kırmızı biberde 59 mcg alfakaroten, 2,379 mcg betakaroten ve 2,205 mcg betakriptoksantin; pişirilmiş ıspanakta 5,242 mcg betakaroten ve 7,043 mcg lutein ve zeaksantin; çiğ domateste 520 mcg betakaroten, 100 mcg lutein ve zeaksantin ve 3,100 mcg likopen ve domates çorbasında ise 235 mcg betakaroten, 90 mcg lutein ve zeaksantin ve 10,920 mcg likopen bulunur.196
Karotenoidlerin çoğunun antioksidan etkiye sahip olduğu hayvan modellerinde ve in vitro çalışmalarda kanıtlanmıştır. serbest radikalleri yok ederek antioksidan ve immunomodülatör etkilerine sahiptirler. Doğal betakaroten antioksidan özelliği gösterirken sentetik (trans) formu pro-oksidan özelliğine sahiptir.196 İmmun sistemin fonksiyonel bozukluğu, enflamasyon ve fotodermatoz durumlarında kullanılırlar. Provitamin A özellikleri olmasa da likopen ve lutein gibi karotenoidler biyolojik olarak aktiftirler. Yüksek serum likopen konsantrasyonlarının ateroskleroz riskini azalttığı ve kalp hastalıklarına ve kansere karşı koruduğu rapor edilmiştir. Epidemolojik çalışmalar çeşitli kanser türlerinin varlığıyla gıdasal ve kan karotenoid düzeyleri arasında ters bir ilişki saptamışlardır (Block vd. 1992).260 Antioksidan olarak diğer karotenoidlerle karşılaştırıldığında oksijen serbest radikallerinin güçlü bir yokedicisi olarak öne çıkmaktadır (Bruno & Wildman 2001).258 Öncü kanıtlar likopenin prostate kanseri riskini azaltmakta önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir (Criston vd. 2000).259 Epidemolojik çalışmalar gıdalarla alınan çeşitli karotenoidlerin kanser, göz hastalıkları ve kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde koruyucu etkilerinin olabileceğini desteklemektedir.196,254 Fakat betakaroten takviyelerinin bu amaçlar için yararlılığı kanıtlanamamıştır. Likopen ve lutein üzerindeki çalışmalar güçlü bilimsel kanıtlar elde etmek için hala devam etmektedir.196 Ancak karotenoidlerin zengin kaynağı meyve ve sebze ağırlıklı beslenme zaten uzmanlar tarafından her zaman tavsiye edilmektedir.254
Glikozidler
Bitkilerin sekonder metabolitlerinin çoğu doğal olarak şekerlere (glikozid) bağlıdır. Çoğunlukla bu şekerler glukoz gibi monosakkaritlerdir. Fakat daha karmaşık yapılarda da görülebilirler. Glikozidler; agilkon veya genin (glukoz olmayan kısmı) ve glukoz kısım şeklinde iki bileşenden oluşur. Kimyasal anlamda, glikozidler alkollerle eter veya asitlerle ester oluşturabilen hidroksillerdir.99 Glikozidlerin enzimler veya asitlerle hidrolizleri sonucu şeker kısmı (gilkon) ve şeker olmayan (agilkon) yani aktif bölüme ayrılır. Bunlar fenol, alkol veya sülfür bileşenleri olabilir. Agilkon bölümü çeşitli farklı sekonder metabolit türlerini içerebilir: Bunlara kumarin (örneğin, at kestanesi: skopolin), flavonoid (örneğin, buhu: rutin) ve hidroksiantraken (örneğin, sinameki veya kasgara sagrada: kaskarosid) örnekleri verilebilir. İki bölüm arasındaki bileşenler fenolik hidroksil gruplarından oluşabilir. Bu durumda o-glikozid oluşur. Diğer hallerde karbon (C-glikozid), nitrojen (N-glikozid) veya sülfür glikozid (S-glikozid) meydana gelir. Glikozidler monosakkaritlerle birleşerek oligosakkaritleri ve polisakkaritleri oluşturur.105 Glikozidlerin çoğu aktif bileşeni agilkonun serbest kalmasına neden olan özel bakteriler yardımıyla kalın bağırsaktaki hidrolizasyonuna kadar inaktif kaldığından prodroglar olarak sınıflandırılırlar. Glikozidlerin kategorizasyonu agilkonun fenol, kinon, terpen ve steroidden oluşan geniş moleküler dizininden hangi türüne ait olduğuna bağlıdır.3,12 Glikozidlerin, şeker ve agilkon arasındaki bağlantısı (glikozid bağı) insan vücudunun enzimleri tarafından parçalanması zor bir bağdır. Bu eylem bağırsaklarda bulunan çeşitli mikroplar tarafından gerçekleştirildiği için sağlıklı bağırsaklara sahip olmak önemlidir. Glikozidlerin bu iki kısmı parçalandığında yeterince küçük olan agilkonların bağırsak duvarından geçerek kana ve böylece bütün vücuda taşınmaları zor bir şey değildir.161 Glikozidler hemen her bitki türünde bulunur. Baklagillerde tohumda, yer elması ve patates gibi yumru kök şeklindeki bitkilerde ve bunların çiçek ve yapraklarında bulunur. Özellikle siyanojenik ve kardiyak glikozidleri zehirlidir. Gerçi bitkinin pişirilmesiyle zehri yok edilebilir. Glikozidler su ve diğer organik çözücülerde büyük oranda çözülür. Fakat agilkonlar suda hemen hemen hiç çözülmezler. Eter veya alkolde ise çözülürler. Glikozidler renksiz ve kristalize kimyasallardır ve kimyasal reaksiyonda nötr kalırlar.105
Siyanojenik glikozidlerde nitrojen elementi hidrosiyanik asiti (prüzik asit) oluşturur ve bu asit bütün bitki bileşenleri içinde en zehirli bileşenlerden birisidir. Acı badem bitkisinde bulunan migdalin aromatik amino asit fenilalaninden türetilmiştir. Amigdalin ve prunasin gülgiller (Rosaceae) familyasında özellikle Prunus türünde çok yaygındır. Bu yalnızca acı bademi içermez. Kayısı, şeftali ve erik çekirdeği için de geçerlidir. Marzipan tadı amigladinden türetilmiştir. Siyanojenik glikozidleri ketentohumu ve manyok gibi bitkilerde de mevcuttur. Özellikle manyok bitkisinde bitki kaynatılarak suyu dökülerek toksinler uzaklaştırılır. Amigladin içeren bir ilaç olan Laetrile kullanımı kısıtlanmışsa da kanserde sitotoksik bir ajan olarak kullanılmaktadır. Bu glikozidlerin küçük miktarları ekspektoran, sedatif ve dijestif etkilere sahiptir. Yabani kiraz kabuğu (Prunus serotina) mükemmel bir öksürük ilacı ve toniğidir. Aynı zamanda öksürük şuruplarında tatlandırıcı ajan olarak kullanılır. Çay olarak kullanıldığında bronşitte de yararlıdır. Temel antitusif etken prunasin bileşenidir.3,12,99,105,113 Bir fenilpropanoid glikozid olan verbaskositin antitümör etkisi olduğu kadar analjezik ve nörosedatif etiklerinin de olduğu gösterilmiştir. Fenilpropanoid glikosit içeren ökseotunun (Viscum album) da antitümör etkisi ispatlanmıştır.14 (Echinacea angustifolia) ve (Echinacea Pallida) gibi gibi ekinezya türlerinde bulunan ekinokosid bileşenin de kanıtlanmış antibiyotik ve antiviral özellikleri vardır. Ekinezyada bulunan ekinokosid ve diğer fenilpropanoid türevlerinin kanıtlanmış antioksidan özellikleri bulunur ve ultra viyole ışınlarının yol açtığı kolajen yıkımına karşı deriyi korur.3,12,99
Antrakinon içeren bitkilerde glikozid ve bunların türevleri laksatif olarak etkilidir. Bu grupta yumuşak etkili laksatiflere akdiken (Rhamnus catharticus ve R. frangula) ve ravent kökü (Rheum palmatum) gösterilebilir. Her iki bitki örneğinde de bir yıldan daha ergen bitkide bulunan tahriş edici antrakuinon türevleri daha yumuşak etkili bileşenlere dönüşmektedir. Bunda tanenlerin varlığının da yumuşak laksatif etkiye neden olduğu söylenebilir. Aloe vera (Aloe barbadensis) ve sinameki türleri de (Senna spp.) bu grupta en sık kullanılan laksatif ajanlardır. Röntgen çektirmeden önce ve abdominalis bölgesi operasyonları öncesi ve sonrasında bağırsakları boşaltmak için sinameki yaprakları sık kullanılır. Ayrıca çocukların konstipasyon sorunlarında ve hamilelikte ve süt emzirme dönemlerinde kısa süreli periyotlar için yaygın olarak kullanılmaktadır.145 Sarı kantaronun (Hypericum perforatum) koyu kızıl pigmentini veren hiperisin yapısal olarak bir antrakuinon olan dehidrodiantrondur. Ancak bağırsaklarda antrona dönüşmediği için laksatif değildir. Klinik deneylerle kanıtlanmış antidepresan ve antiviral etkileri vardır.146
Glukozinolatlar olarak ta bilinen izotiyosiyanatlar sarımsak ve soğan (Allium spp.), lahana, brokoli, brüksel lahanası ve yaban turpu (Amorica rusticana) gibi bitkilerde bulunur. Pişirmeyle parçalanırlar. Belirgin acı ve keskin tat ve aromaları bitkinin parçalanmasıyla ortaya çıkar. İzotiyosiyanat içeren bitkiler guatrojen bitkiler olarak bilinir ve tiroid bezi fonksiyonlarını etkileyebilirler. Bu bitkilerin bilhassa taze olarak aşırı tüketimi tavsiye edilmez. Gerçi bu bitkilerin pişirilmesiyle izotiyosiyanatların etkisi azalır. İzotiyosiyanat içeren bitkilerin kanser riskini azalttığı gösterilmiştir. Bu glikozidlerin farmakolojik etkilerinin detaylı olarak incelendiği farklı niteliklere sahip bilimsel araştırmalar hala devam etmektedir.161
Alkaloidler ve Aminler
Fitokimyasalların en geniş gruplarındandırlar. Farmakolojik olarak aktif bileşenlerin bu grubu, insan nüfusu üzerinde bıraktıkları derin etkilerden dolayı belki de en çok bilinenidir. Antik Yunan’da meşhur Atina’lı filozof Socrates’in (İ.Ö. 470?-399) kaçmayı reddedip içerek intihar ettiği baldıranotundan (Conium maculatum); günümüzde sosyoekonomik ve sosyopsikolojik sorunlardan dolayı yaygın kullanım alanı bulan eroin ve kokaine kadar pekçok fitotoksin bu gruba dâhildir. Alkaloid ve aminlerin kemoterapik etkileri bilimsel kanser tedavisi araştırmalarında popüler bir konudur. Çoğu durumda alkaloid ve aminler arasında kesin bir ayrım yapabilmek zor görünse de alkaloidlerin bitkilerden ayrıştırılmış aminler olduğu söylenebilir.161 Tipik alkaloitler farklı çevrimsel halka sistemi ile her biri en az iki karbon atomuyla bağlı ve bir ya da daha fazla nitrojen atomu içeren alkalin organik bileşenleridir. Alkaloitler düşük moleküler ağırlığa sahip ve temelde nitrojene dayanan ve karmaşık yapılar içeren çeşitli gruplar topluluğudur. Alkaloitlerin biyosentezinde amino asitler yapıtaşları olarak rol üstlenirler ve çoğu alkaloit en azından kısmen amino asitlerden türetilirken, sadece çok az bir bölümü izopren birimlerden yani terpenoidlerden türetilirler.3,12,99,104,105,113 Alkaloidler en çok cezayir menekşesi (Vinca spp.), amberbaris (Berberis spp.), eşek baklası (Vicia faba), haşhaş (Papaver somniferum), kurtboğan (Aconitum spp.), kahve (Coffea theobroma), sedef otu (Ruta graveolens) ve güzelavratotu (Atropa belladonna) gibi bitkilerde ve bu bitkilerin ait olduğu bitki familyalarına ait diğer bazı bitkilerde bulunur. Bunların dışında atkuyruğu gibi kısa bitkilerde ve alglerde de bulunur. Mantarlar da alkaloid üretmekle meşhurdur. Bilhassa ergo mantarları (ergo alkaloitleri) daha nadir bulunur. Toksik ergo alkaloidleri içermesinden dolayı hastalıklı çavdar tanelerinden üretilen çavdar ekmeğinin Ortaçağ’da pek çok insanı zehirleyerek öldürdüğü bilinmektedir.3,12,99,104,105,113,161
Alkaloitler çiçek açan bitkilerin %15-30’unda bulunurlar. Yaklaşık 150-300 farklı bitki familyasından 10,000-12,000 kadar farklı alkaloit türü ayrıştırılmıştır.99,105,113,118 En sık rastlanan alkaloit türleri nikotin, kokain, kinin, morfin, atropin, kafein, efedrin, rezerpin ve berberindir.12,99 Fitokimyasallar olarak alkaloitlerin bitkiyi ot obur hayvanlara ve patojenlere karşı koruduğu düşünülmektedir.118 Alkaloitlerin tatları çok keskin ve acıdır. Alkaloitler genelde beyaz renkli yahut oksijen içeren renksiz berrak solid kimyasallardır (örneğin, atropin). Alkaloitlerin çok azı (örneğin; nikotin, lobelin, konin ve spartein) oksijen içermez ve likit halde bulunurlar. Bunlar karbon, hidrojen ve nitrojen içerir. Alkaloitlerin sanguinarin (kırmızı) ve chelidonine (sarı) örneğindeki gibi nadir bir kısmı renklidir. Colchicine ve berberin gibi istisnalar kırmızı turnusol kâğıdını maviye çevirir. Bazıları belirli ayraçlarla reaksiyona girdiğinde az çok renk farklılaşması ile karşılaşır. Alkaloidlerin ekseriyetinin sıcakta bir kısmının da hava ve ışığa maruz kaldığında destrüksiyona uğradığı sanılmaktadır. Alkaloitler genelde kloroform, eter ve alkol gibi organik asitik solventlerde erir ancak pek çoğu suda erimez. Suda eriyenlere örnek olarak ephedrin ve colchicine gösterilebilir. Alkaloit tuzları ise hem su hem de alkolde eriyebilir.99,104,105,113,118
Alkaloitler; bitkilerde genellikle asetik, oksalik, sitrik, malik, laktik, tartarik ve tanik asit gibi organik asit tuzları olarak bulunurlar. Nikotin gibi zayıf alkaloitler doğada serbestçe bulunur. Glukoz, ramnoz ve galaktoz gibi çok az sayıda alkaloit, şeker glikozidi olarak görülür. Alkaloitler bitkinin tamamında bulunabileceği gibi güzelavrat otu ve kurtboğanda köklerde; kınakına ve narda olduğu gibi gövde kabuğunda; haşhaş, kargabüken ve areka bitkilerindeki gibi tohumlarda daha yoğun olarak bulunur. Cezayir menekşesinde (Vinca major) görüldüğü üzere 40’dan fazla alkaloit çeşiti tek bir bitkide bulunabilir.3,99,104,105,113,118 Alkaloitler farmakolojik olarak merkezi sinir sistemi üzerinde sempatomimetik veya parasempatolitik gibi kuvvetli potansiyel etkilere sahiptir. Örneğin, stimulan (striknin ve efedrin), sedatif/narkotik/analjezik (morfin ve kodein), ve sedatif (skopolamin) etkileri vardır. Ayrıca antimikrobiyal (berberin), antilösemik (vinblastin), bronkodilatör (lobelin, teofilin ve efedrin), kardiyak represan ve antihipertansif (veratrin) örnekleri verilebilir. Atropin gibi ayrıştırılmış alkaloitler yalnız başına kullanılır. Pek çok izole edilmiş alkaloitler küçük dozlarda kullanılsa dahi yüksek düzeyde etkili, bağımlılık yapıcı ve zehirli olabilecekleri için reçeteye tabidir. Berberin, kafein ve teofilin gibi örnekler ise daha düşük düzeyde reaktif alkaloitlerdir.3,12,99,104,105,113,118 Aminler; efedradaki (Ephedra sinensis) efedrin ve ısırgan otundaki (Urtica dioica) histamin gibi nöroaktif bileşenlerdir. Yahut çay (Camellia sinensis) ve kahvedeki (Coffea theobroma) kafein maddesi gibi merkezi sinir sistemi uyarıcısı şeklinde görülebilirler. Putreskin çürüyen maddelerde bulunan ve en çok bilinen aminlerden biridir.99,104-105,161
Tablo 1.4 Alkaloidler ve Farmakolojik Etkileri
| Alkaloid Sınıfı | Örnek | Bitki Türü | Farmakolojik Etkisi |
|---|---|---|---|
| Piridin | Nikotin | Nicotiana tabacum | Adrenerjik, merkezi sinir sistemi (MSS) stimülanı |
| Piperidin | Lobelin | Lobelia inflata | Ekspektoran, bronkodilatör |
| Piperin | Piper nigrum , Piper longum | Stimülan, hepaprotektif | |
| Arekolin | Areca catechu | Vermisid, tenyafüj | |
| Tropan | Hiyosiyamin | Atropa belladonna | Antikolinerjik, antisialagog |
| Kokain | Erythroxylon coca | MSS stimülanı, anestetik, narkotik | |
| Skopalamin | Datura metel | MSS depresanı, antikolinerjik | |
| Kinolin | Kinin | Cinchona spp. | Antiaritmik, antimalaryal |
| Kinidin | Kardiyoaktif | ||
| Kamptotesin | Camptotheca acuminata | Antikanser | |
| İzokinolin | Berberin | Berberis spp. | Antimikrobiyal, antiprotozoal, kolagog |
| Morfin | Papaver somniferum | Sedatif, analjezik, narkotik | |
| Kelidonin | Chelidonium majus | Spazmolitik, kolagog | |
| Boldin | Pneumus boldo | Spazmolitik, koleretik | |
| Emetin | Cephaeli ipecacuanha | Emetik | |
| Kinolizidin | Spartein | Sarothamnus scoparius | Oksitosik, kardiyotonik, diüretik |
| Pirrolizidin | Sesekionin | Senecio jacobeae | Hepatotoksin |
| Simfitin | Symphytum spp. | ||
| İndol | Rezerpin | Rauwolfia serpentina | Sedatif, antihipertansif |
| Vinkristin | Catharanthus roseus | Antineoplastik: lösemi ve limfoma | |
| Vinblastin | Catharanthus roseus | Hodgkin hastalığı, testislerde mikrobik hücre kanseri | |
| Ergotamin | Claviceps purpurea | Vazokonstriktör, hipertansif | |
| Strikinin | Strychnos nux-vomica | MSS stimülanı, öldürücü zehir | |
| Yohimbin | Aspidosperma quebracho | Afrodizyak, stimülan | |
| İmidazol | Pilokarpin | Pilocarpus jaborandi | Miyotik, kolinerjik |
| Alkaloid aminler | C olchicine | Colchicum autumnale | Antimitotik (kronik granülösitik lösemi, melanom), ürik asit solventi |
| Efedrin | Ephedra sinica | Sempatetik stimülan, bronkodilatör | |
| Meskalin | Lophophora williamsii | Halüsinojenik | |
| Purin alkaloidleri | Kafein | Coffea arabica | MSS ve sempatetik stimülan |
| Teofilin | Thea sinensis | Bronkodilatör, diüretik | |
| Guaranin | Paullinia cupana | MSS ve sempatetik stimülan | |
| Steroidal alkaloidler | Solanin | Solanum spp. | Steroid prekursörleri, antienflamatuar |
| Veratrin | Veratrum album | Kardiyak depresan, antihipertansif |
Kaynaklar: 1) Pengelly A (2004). The Constituents of Medicinal Plants: An introduction to the chemistry and therapeutics of herbal medicine. Allen & Unwin, NSW, Australia, 2nd Edition, pp.136-137. 2) Ramawat KG, Goyal S (2009). Natural Products in Cancer Chemoprevention and Chemotherapy, Chapter 10. In K.G. Ramawat (Ed.), Herbal Drugs: Ethnomedicine to Modern Medicine. Springer-Verlag Berlin Heidelberg, pp.161-162. 3) Kuo YH, King ML (2001). Antitumor Drugs from the Secondary Metabolites of Higher Plants, Chapter 6. In Tringali C (Ed.) Bioactive Compounds from Natural Sources: Isolation, characterisation and biological properties. Taylor & Francis, London: UK, pp.188-281.
Karbonhidratlar ve türevleri
Karbonhidratlar şekerler ve polisakkaritler şeklinde gruplandırılabilir. Şekerler suda çözünülebilir ve az çok şeker tadına sahiptirler. Hücrede enerjiyi nişasta formunda depolarlar. Karbonhidratların metabolizasyonu sonucu enerji açığa çıkar. Karbonhidratlar, ayrıca vitamin, mineral ve temel yağ asitleri gibi önemli besinler ve bağırsak sağlığı için çok gerekli lifleri sağlarlar.158 Meyve, sebze, tahıllar ve kompleks karbonhidrat ağırlıklı diyet rejimi uygulayanlarda kronik hastalıklara yakalanma oranının azaldığını kanıtlayan bilimsel araştırma sayısı dikkate değer ölçüdedir. Böylece özellikle bitki ağırlıklı veya bitkilerden türetilen besinlerin koruyucu etkisi öne çıkmaktadır.130
Monosakkaritler
Monosakkaritler, glukoz gibi şekerlerin en basit biçimleridir ve fotozentezin ilk ürünleridirler. Glukoz insanlarda kan şekeri olduğu halde; fruktoz meyve şekeridir ve içeceklerde tatlandırıcı olarak kullanılır. Birden fazla hidroksil grupları vardır ve 3 (trioz), 4 (tetroz), 5 (pentoz) ve 6 (hektoz) karbon atomlarından oluşan bir omurgaya dayanırlar. Triozlar, fotosentezden hemen sonra oluşan şekerlerdir. Riboz, deoksiriboz, fruktoz ve glukoz haklanma veya düz bir yapı ile dönüşebilirler. Riboz ve deoksiriboz, RNA (ribonükleik asit) ve DNA’nın (deoksiribonükleik asit) şeker elementleridir. Bütün OH gruplarının bir sonucu olarak basit şekerler kutupsal yapı arzettiğinden suda hemen çözülebilirler. Çok küçük olduklarından hücre zarlarına kolayca penetre edebilirler. Hepsi değilse de çoğu tatlıdır. Kiral merkezdeki ilk ve son karbon atomu hariç her bir karbon atomu hidroksil grubu destekler. Dolaysıyla aynı kimyasal formüle sahip izomerleri ortaya çıkarır. Örneğin, glukoz ve galaktozun kimyasal formülleri aynı olduğu halde, kimyasal ve fiziksel özellikleri farklıdır. Şekerler halkalı yapılar oluşturabilir. Fruktozda görüldüğü gibi beş üyeli şeker molekülü halkasına furanoz; glukozdaki gibi altı üyeli şeker molekülü halkasına piranozlar denir.99,104,107-108,113,161
Disakkaritler
Disakkaritler birbiriyle bağlanmış iki basit şeker yani fruktoz ve glukozdan oluşan bileşenlerdir. Şeker kamışında (Saccharum officinarum) ve şeker pancarında (Beta vulgaris) bulunan sukroz örnek olarak verilebilir. Mutfakta tatlandırıcı olarak tükettiğimiz şeker sukrozdur. Sukroz insan bedeninde enerji ve karbonhidratın transfer edilebilir formundan ibarettir. Disakkaritler tatlıdır.99,104-105,107,161
Oligosakkaritler
Oligosakkaritler kısa halkalı ve ikiden ona kadar monosakkaritlerin bileşiminden oluşabilen şekerlerdir. Karahindiba (Taraxacum officinale) ile hindibada (Cichorium intybus) bulunan inulin örnek gösterilebilir. Önemli antibiyotiklerin çoğu oligosakkaritler veya oligosakkarit bulunduran gruplardan oluşur.99,104,107,161
Polisakkaritler
Polisakkaritler uzun halkalı ve pek çok aynı veya farklı türlere ait monosakkaritlerden oluşan şekerlerdir. Polimerler veya bazen glikanlar da denir. Büyük ve yüksek makro moleküler ağırlığa sahiptirler. Suda erimezler ve tatlı değildirler. İnsan vücudunun absorbe edip kullanması çoğunlukla zordur. Örnek olarak hatmideki (Althea officinalis) musilaj; ekinezya (Echinacea spp.) yahut tıbbi mantarlardaki antibiyotik aktif bileşenler immunomodülatör polisakkaritler veya nişasta ve selüloz verilebilir. Organik asitler monosakkaritlerin türevleridir: kuzukulağındaki (Rumex acetosa) oksalik asit ile ısırgan otundaki (Urtica dioica) formik asit gibi. Nişasta ve glukojendeki gibi depolama maksadıyla yahut selülozdaki gibi bitkide odunlaşmayı önleyen yapılar olarak bulunabilirler.99,104-105,107,161 Belirli primer metabolitler kalıcı ve kuvvetli fizyolojik etkiye sahiptir. Bu anlamda proteinler çok farklı fonksiyonlara sahip olan temel öğeler olarak düşünülmelidir. Örnek olarak Fabaceae bitkisinden elde edilen kan aglutininleri; Ricinus communis bitkisinden elde edilen risin; insulin gibi hormonlar ve Abrus precatorius bitkisinden elde edilen abrin ve prekatorin primer metabolitleri gösterilebilir. Kalıcı ve kuvvetli fizyolojik etkiye sahip primer metabolitlere diğer örnekler; çeşitli antibiyotikler, aşılar ve hormon ve elisitör görevi gören belirli polisakkaritlerdir.104,108,113 Bir diğer örnek olarak elma pektini gösterilebilir. Farmakolojik olarak, pektini endojen bağırsak suları hazmedemez ve dolaysıyla yüksek oranda su tutucu özelliğe sahiptir. Yararlı bakterilerin çoğalmasını sağladığından bağırsakların pH’ını düşürür. Böylece ishale neden olan patolojik bakterilerin yaşam koşullarını uygunsuz hale getirir. Pektinler bitkilerde yaygın olarak bulunan polisakkaritlerin karmaşık bir grubudur. Her ikisi de %30 oranında pektin içerdiği için portakal ve limon kabuğu en zengin pektin kaynağı olarak bilinir. Reçel yapımında reçelin katılaşması için kullanılır.12,99,107,161
Özel kullanım alanına sahip polisakkaritlerden birisi de müsilajdır. Farklı şeker ve asitlerin bileşiminden ibaret olan çok kollu yapılardır. Hidrofilik özelliklerinden dolayı suyu içlerine hapsederler. Dolaysıyla suyla karıştırılınca müsilajlar şişerek yapışkan bir hal alarak jöleleşir. Keten tohumunda (Linum usitatissimum) %3–10 oranında bulunan arabinoksilan, galaktan ve ramnogalakturonan gibi müsilajlar bağırsak duvarını yumuşatmak için kullanılır. Müsilaj bağırsakta şişerek bir bariyer oluşturur ve bağırsak duvarını bağırsakta bulunan tahriş edici kimyasalların etkisinden korur.12,104-105,161 Bir polisakkarit yani karbonhidrat türevi olan sakız yiyecek endüstrisinde yoğun olarak kullanılır. Sakız, ağaçların ve diğer odunsu bitkilerin çizilerek kesilmesi yani yaralanmaları sonucu oluşur.161 Örneğin, karaçam ağacının (Pinus nigra) ürettiği sakız, bitkinin aldığı bu yaraları iyileştirmek için salgıladığı bir bileşendir.99
Lipidler
Lipidler; yağ asitleri yahut poliketidler olarak ta bilinir. Hücrelerde bulunan ve suda çözünebilen organik maddelerdir. Lipidler farklı bileşen gruplarının temelini oluştururlar. Basit yağ asitleri, trigliseritler, fosfolipidler, alkilamidler ve poliasetilen alt gruplarında incelenebilir. Karotenoid, terpenler ve steroidler sonuç olarak yağ asitlerinin türevleridir. Lipidler pek çok metabolik sürecin ve hormonların prekursörleri olma görevini üstlenirler.99,161 Yağ asitlerinin hepsi uzun bir hidrokarbon zincirine sahiptir ve karboksil grubun son durağını temsil ederler. Hidrokarbon zinciri doymuş veya doymamış olabilir. Doymamış yağ asitlerinin doymuş yağ asitlerine göre erime noktası daha düşüktür. Doymamış yağ asitlerinin oda sıcaklığında likit halde bulunabilmeleri nedeniyle arterlerin duvarlarında plak oluşturmazlar. Doymamış yağ asitleri endüstriyel süreçlerle trans yağ asitleri (örneğin, margarin) formlarına dönüştürülebilir. Trans yağ asitleri, doymuş yağlar gibi lipidlerin yayvan form alabilme nitelikleri dolaysıyla damarlarda katı tabakalar oluşturarak sertleşmelere yol açar. Hindistan cevizinde (Cocos nucifera) bulunan kaprilik ve lorik asit örnek verilebilir.161-162
Doymamış yağ asitleri oleik, alfa linolenik asit (örneğin, omega 3 yağ asiti) ve linolenik asit (örneğin, omega 6 yağ asitleri) ve arakidonik asitler gibi daha yüksek doymamış organizmalarda bol miktarda bulunur.104,161 Zeytinyağında (Olea europaeave) %56-83 oranında oleik asit ve %4-20 oranında da linoleik asit bulunur.162 Primroz yağı (Oenothera biennis) %8–11 oranında gama linolenik asit içerir.116 Alfa linolenik asit doymamış yağ asitlerindendir. Keten tohumu (Linus usitatissimum), örneğin, alfa linolenik asit yönüyle çok zengin bir kaynaktır ve keten tohumu yağı %50’den fazla alfa linolenik asit içerir. Alfa linolenik asit, n-3 (omega-3) serilerinden temel bir yağ asitidir ve ancak besin tüketimi yoluyla alınabilir. Omega-3 yağ asitleri prostaglandin, tromboksan ve lökotrienlerin doku hormonları sentezlemesinde kullanılır. Alfa linolenik asitin, araştırma verileri kesin ve yeterli bir kanıt ortaya koyamamış olsa da, teorik olarak; kanser ve (trombosit kümelenmesini azaltarak) kardiyovasküler hastalık riskini azaltmada ve romatoid arterit ve diğer enflamatuar hastalıkların yönetiminde etkili olduğu varsayılmaktadır.116-117 Alfa linolenik asit içeren diğer bitkiler; kenevir, kabak çekirdeği, soya fasulyesi, kanola ve cevizdir.117
Trigliseridler (triasilgliseroller veya nötr yağlar) zeytinyağı gibi besin değeri yüksek yağ bileşenleridir. Alkilamidler, örneğin ekinezyadaki bir nitrojen lipidi olan izobutilamid immun sisteme olumlu etkileriyle bilinir. Poliasetilenler, karbon-karbon üçlü halkalı moleküler yapısına sahip antimikrobiyal veya toksik moleküllerdir. Dulavrat otu (Arctium lappa) tohumunda bulunan arktinal örnek gösterilebilir.99,104-105 Temel yağ asitleri doymamış yağlar olup sağlığın korunmasında ve beslenmede önemli rol oynarlar. Diğer yağ asitleri tarafından sentezlenemediklerinden dolayı azalan stokların telafi edilebilmesi için gıdalarla alınması gereklidir. Fosfolipidler; bitki ve hayvanların hücre zarlarının temel bileşenleridir. Örneğin, fosfatidilkolin ve fosfatidilserin gibi. Hücre zarları yoğun oranda lipid içerdiğinden, yalnızca hidrofobik niteliğe sahip olan ve yağda çözünebilen bileşenler bunlara penetre edebilir. Bu özellik bir ilacın süratle kana karışmasını hedefleyen farmasötik endüstri tarafından kullanılabilir. Fosfolipid çift katmanlarının küresel yığınları yani lipozomlarda ilaçların dağıtılması konusunda çok sayıda araştırmalar devam etmektedir. Buna göre ilaç, mühendislik yöntemleri kullanılarak tercih edilen belirlenmiş bir doku veya hedeflenen organa iliştirilmek için lipozomlara hapsedilir. Bu yolla kemoterapide kullanılan fazla miktarda toksik ilaçların; geleneksel ilaç tedavisi yöntemlerinin etkinsiz av tüfeği yaklaşımından daha denetimli ve güvenli bir şekilde uygulanabileceği amaçlanmaktadır. Mumlar bir tür lipid olarak sınıflandırılırlar. Her ne kadar yumuşak kalsalar da oda sıcaklığında katı formda bulunurlar ve suda erimezler. Mumlar kutupsuz bileşenler olduklarından suya karşı dirençlidirler.161
Amino asitler ve türevleri
Amino asitler karbon, oksijen, hidrojen, nitrojen ve bazıları da sülfür içerir.188 Amino asitler, proteinlerin yapıtaşlarıdır ve türlü molekül çeşitlerinin prekursörleridir. Temel yağ asitlerinde olduğu gibi amino asitlerin hepsi vücut tarafından sentezlenemez ve böylece ilave gıdalarla alınmalıdır. Özellikle çocukların metabolizması bunları sentezlemek için yeterli erişkinliğe ulaşmadığından ötürü çocuklar için çok gereklidirler. Vücudun sentezleyemediği ve gerekli olan amino asitlere örnek olarak fenilalanin, valin, treonin, triptofan, tirosin, sistein, arginin, histadin, metionin, izolösin, lisin ve lösin verilebilir. Vücudun sentezleyebildiği ve temel olmadığı düşünülen amino asitlere örnek olarak alanin, asparajin, aspartik asit, glutamik asit, glutamin, glisin, prolin ve serin verilebilir. Gerçi sistein gerekli bir amino asit olan metioninden; tirosin de fenilalaninden sentezlenebilmektedir.187 Bitki metabolizmaları bütün bu amino asitlerin hepsini bulundururlar.99,104-105,161 Sülfatlanmış amino asit türevlerine sarımsak (Allium sativum) ve soğandaki (Allium cepa) alisin sülfür bileşenleri örnek gösterilebilir. Lahana, hardal ve brokolide (Brassica spp.) glukosinolat ve türevlerinden sülforafan bulunur. Siyanojenik glikozidler, siyanid üreten bileşenlerdendir. Yaban kirazında (Prunus serotina) bulunan prunasin örnek olarak gösterilebilir.99,104,161
Amino asitler proteinlerin yapı taşları olma görevi üstlenmeleri dışında, pekçok amino asitin belirli hayati fonksiyonlar için vazgeçilmez bileşenler oldukları bilinmektedir. Nörotransmitter, hormonal salgılar için uyarıcı, hayati olipeptid ve polipeptidler gibi metabolitler de dâhil olmak üzere nörotransmitterlerin prekursörleri gibi fonksiyonları bulunmaktadır. Örneğin, alanin glukonoegenez ve nitrojenlerin transportunda önemli görevler üstlenir. Argininin, cerrahi ve travma hastalarında pozitif etkileri olduğu ve vazodilatör ve immunomodülatör görevi gördüğü, ve daha birçok etkileri dışında amonyak detoksifikasyonunda etkili olduğu gösterilmiştir. Glutamin organlar arasında nitrojen transportunda çok etkilidir. Triptofan, merkezi sinir sistemi inhibitörü fonksiyonuna sahiptir. Treonin beyin gelişiminde etkilidir. Sistein antioksidandır.188
Proteinler
Proteinler canlı organizmalarda hemen her süreçte bir fonksiyona sahiptirler. Hücreleri inşa eder ve onarırlar. Yapısal destek sağlarlar.161 Beslenmemizin önemli bir kısmını oluştururlar. Proteinler geniş ve karmaşık moleküller olup içiçe geçmiş tespih taneciklerinden oluşan bir kordona benzerler. Daha küçük moleküllerin oluşturduğu gruplardan her birine amino asitlerler denir. Kordon benzetmemizdeki kordonu oluşturan tespih taneciklerinden her biri amino asitleri temsil ediyor denebilir. Tükettiğimiz proteinlerden amino asitleri kullanarak vücudumuz 50,000’den fazla farklı protein üretebilir. Bu proteinler kolajen ve keratin üretiminde önemli roller üstlenerek vücudumuzdaki deri, kıl, tırmak, hücre zarları, kaslar ve birleştirici dokuların temel yapısal elemanlarıdır. İnsulin ve troid hormonu gibi hormonların üretimini sağlarlar. Proteinler kanda oksijen taşıyıp karbondioksit ve diğer atık ürünleri uzaklaştırırlar. Kaslardan bulunan proteinler vücuttaki proteinlerin %65’ini oluşturur. Vücudumuzdaki proteinlerin çoğu kaslarda, birleştirici dokularda ve kanda bulunur. Diğer proteinler enzimler olup metabolik süreçleri hızlandırır ve diğer proteinler ve amino asitler hormonlar ve nörokimyasallar olup bunlar vücutta sinyalizasyon görevi üstlenerek bütün metabolik süreçleri düzenlerler.158,187
Hububat ve baklagiller (Leguminosae) mükemmel bitkisel protein kaynaklarıdır. Fakat bunların içerdiği proteinler bir yahut daha fazla amino asitleri içermediklerinden noksan proteinler olarak adlandırılırlar. Mesela, mısırın (Zea mays) içerdiği proteinler lisin ve triptofan gibi temel amino asitler açısından zayıfken, buğday (Triticum sativum) lisin açısından zayıftır. Tersine, baklagiller lisin açısından zenginken metionin yönüyle biraz zayıf görünmektedirler. Baklagillerde özellikle soya fasulyesi eksiksiz proteinleri en fazla içeren bitkisel kaynaktır. Peki hayvansal gıdalar tüketildiğinde amino asitlerin hepsini alabilir miyiz? Cevap olumsuzdur. Hububat ve baklagillerden farklı bitkisel gıdaların doğru tüketimi vücudun ihtiyaç duyduğu hemen bütün amino asitleri eksiksiz almasına yetecektir. Örneğin vejeteryen veya veganlar; fasulye, soya fasulyesi (Glycine max), nohut (Cicer arietinum), bezelye (Pisum sativum), mercimek (Lens culinaris), alfa alfa (Medicago sativa), mısır (Zea mays), pirinç (Oryza sativa), fıstık (Arachis hypogaea), badem (Prunus dulcis), kestane (Castanea dentata), fındık (Corylus avellana), antep fıstığı (Pistacia vera), ceviz (Juglans regia), ayçiçeği çekirdeği (Helianthus annuus), kabak çekirdeği (Cucurbita spp.) veya diğer tahıl ve hububattan uygun miktarlarda tükettiklerinde gerekli bütün bitkisel proteinleri alabilirler. Bitkisel proteinler hayvansal kaynaklı olanlarına göre ilave sağlık avantajlarına sahiptir. Tam tahıllar ve baklagiller vitamin, mineral, lif ve diğer sağlığı optimize eden antioksidanlar gibi fitokimyasallar açısından daha zengindir ve doymuş yağ içermezler. Ayrıca çoğu hastalığı önleyici niteliğe sahiptirler. Örneğin, soya proteinlerinin kanda kolesterol ve trigiliserid düzeylerini önemli ölçülerde düşürdüğü ve kemik erimesine karşı koruduğu kanıtlanmıştır.158 Özellikle gelişme dönemlerinde, vücut daha fazla protein üretip depolama ihtiyacı duyar. Yetişkinlerde de proteinlerini depolanmadığından sınırlı bir ömre sahiptir ve devamlı yedeklenmeleri gereklidir. Demek ki protein ihtiyacı anlık değil süreklidir.187 Tıp Enstitüsü’nce (The Institute of Medicine) önerilen miktarlarda alınan makrobesinlerin temel beslenme gereksinimini karşılaması yanında kronik hastalık riskini azaltacağı belirtilmektedir. Enstitünün önerdiği miktarlara göre yetişkinler makrobesinlerden aldıkları kalorinin %45-65’ini karbonhidratlardan, %20-35’ini yağlardan ve %10-15’ini de proteinlerden almaları gerekir. Bu önerilen oranlar çocuklar için aynı olsa da, bebekler ve küçük çocuklar için yağ miktarının %25-40 oranları şeklinde yeniden ayarlanabileceği belirtilmiştir.158
Sık sorulan sorular
Tıbbi bitkilerin kimyasal bileşenleri nedir?
Bütün canlı organizmalar hayatta kalmak, büyümek ve üremek için doğal ürünler olarak adlandırılan sayısız organik kimyasal maddeler üretmek zorundadırlar. Örneğin, bitkiler enerji sağlamak için adenozin trifosfata ve doku üretimi için farklı kimyasal yapı taşlarına ihtiyaç duyarlar. Bitkilerde bulunan bütün kimyasal bileşenlerin metabolik patikalar aracılığıyla türetildiği söylenebilir.
Tablo 1.4 Sekonder metabolitlerin sentezlendiği belirgin biyosentetik patikalar nedir?
Kaynak: Ramawat KG, Dass S & Mathur M (2009). The Chemical Diversity of Bioactive Molecules and Therapeutic Potential of Medicinal Plants, Chapter 2. In K.G. Ramawat (Ed.) Herbal Drugs: Ethnomedicine to Modern Medicine. Berlin Heidelberg, Springer-Verlag. p..
Primer Bitki Metabolitleri nedir?
Primer bitki metabolitlerine örnek olarak karbonhidratlar ve türevleri, proteinler ve yağlar (lipidler) verilebilir ve bütün tıbbi bitkilerde kimyasal yapı taşları olarak mevcutturlar (örneğin, glukoz gibi şekerler, nükleotidler, proteinler ve yağ asitleri). Primer metabolitler fotosentez sonucu üretilirler; ayrıca hücrede elemanların sentezlenmesinde de aktif rol alırlar. Primer bitki metabolitlerini oluşturan kimyasal yapı taşları fotosentez, terleme, büyüme ve gelişme gibi bitkinin hayati fonksiyonlarını sağlarken, sekonder metabolitler bitkinin beslenme faaliyetlerinde kullanılmayan biyolojik anlamda aktif doğal bileşikleri içerir. Karbonhidrat, protein ve yağlar insan yaşamı için zorunlu besinlerdir ve makrobesinler olarak adlandırılır.
Sekonder Bitki Metabolitleri nedir?
Çoğu doğal ürün bileşenleri; karbonhidratlar, glukoz ve yağ asitleri gibi primer metabolitlerden türetilmiştir ve bunlara kollektif biçimde sekonder metabolitler yahut fitokimyasallar denilir. Sekonder metabolitler; primer metabolizmanın ürünleri olsalar da çoğu kez metabolik aktiviteye dâhil olmazlar.
Basit Fenoller nedir?
Hidroksil gruplar daima bir benzen halkasına bağlı olduğundan, basit fenoller C yapılı olup aromatik alkollerdendir (örneğin, katechol, pirogalol ve hidrokinon).
Fenilpropanoidler nedir?
Fenilpropanoid üretiminin başlangıç noktası şikimik asittir. Şikimik asit; fenilalanin, triptofan ve trosin gibi aminoasitlerin; vanilin gibi aromatik aldehidlerin ve galik asit gibi basit aromatik asitlerin prekursörüdür. Fenilpropanoidler bir amino asit olan fenilalaninden şikimik asit biyosentetik patikasıyla türetildikleri için fenilpropanoidler olarak bilinirler.
Fenilpropenler nedir?
Fenilpropenler tıbbi bitkilerdeki uçucu yağ tatları ve aromalara yaptıkları çok değerli katkıları nedeniyle fitokimyasallar arasında önemli bir yer edinmişlerdir. Fenilpropenlerin çoğu karanfildeki (Eugenia caryophyllata) ögenol örneğindeki gibi bitkilerin tadından sorumludur. Fenilpropenler, genel anlamda uçucu terpenlerle birlikte bitki dokularının uçucu yağ bileşenlerinden ayrıştırılır.
Kumarinler nedir?
Kumarinler periyodik C6C iskeletiyle hidroksisinamik asitlerin laktonlarıdır. Kumarin çeşitlerinin bitkilerde hem aglikon hem de glikozidler olarak bulunması yaygın bir durumdur. Kumarin, çoğu bitkide muhtemelen trans-O-glikozid olarak mevcuttur. 1000 çeşit kumarinin ayrıştırıldığı bilinmektedir. Kumarinlerin otuz farklı bitki familyasına ait 150 tür bitkide bulundukları bildirilmiştir.
Kumarin nedir?
Kumarinler esas itibariyle antikoagülan değillerdir. Kanı sıvılaştırıcı etkisi tanımlansa da kumarinin bu etkisi çoğu kez yanlış biçimde (küflendirilerek) kurutulan veya zarar gören otların ürünü antikoagülan bir madde olan dikumarole dönüşmesi ile sınırlıdır. Antibakteriyel ve antifungisidal etkilere sahiptirler. Yeni biçilmiş bir ot kokusu vardır.
Hidroksikumarinler nedir?
Hidroksikumarinler pek çok bitkide bulunurlar. En çok bilinenleri umbelliferon, eskuletin ve skopoletindir. Daha nadir formları olan defentin ve fraksetin de aynı şekilde bitkilerden elde edilebilirler. Umbelliferon, kereviz (Apium graveolens L.), lavanta (Lavandule angustifolia Mill.), anason (Pimpinella anisum L.) ve mayıs papatyasında (Matricaria chamomilla L.) bulunur.
Furanokumarinler nedir?
Furanokumarinler göreceli olarak daha karmaşık kumarinlerdir. Pzoralen, metoksalen, bergapten ve imperatorin gibi çeşitleri vardır. Pzoralenler bir furan halkasına sahip olan kumarinlerdirler ve furanoz şekerlerin yapısına benzediklerinden furanokumarinler olarak ta bilinirler. Kumarinlerin yapısına bu ekstra halkanın eklenmesi artık kumarinlerin ışığı hemen absorbe edecekleri anlamına gelir.
Kinonlar nedir?
Kinonlar, fenollerin oksidasyonundan türetilirler. Kinonlar, iki zıt karboksil grup içeren bir hekzan halkasına sahip polisilik aromatik bileşenlerdir.
Kaynakça
Aşağıdaki liste, Medikal Herbalizm derlemesinin tamamının kaynakçasıdır; metindeki üst simge numaralar bu listeye işaret eder.
287 kaynağı göster
- Kayne SB. Medical Herbalism, in Kayne, SB (Editor), Complementary and Alternative Medicine, Pharmaceutical Press, 2nd Edition, Great Britain, pp.269-340, 2009.
- Norfolk D. The Therapeutic Garden. London: Bantam Press, 2009.
- Barnes J, Anderson LA & Phillipson JD. Herbal Medicines, 3rd Edition, Pharmaceutical Press, London, 2007.
- Awang DVC. Tyler’s Herbs of Choice: The Therapeutic Use of Phytomedicinals, 3rd Edition, CRC Press, Taylor & Francis Group, USA, 2009.
- Tyler, VE. Nutrition Forum 6:41–44, 1989.
- Navarra T. The Encyclopedia of Complementary and Alternative Medicine, Facts On File, Inc., New York, 2004.
- Raskin I and Ripoll C. Can an apple a day keep the doctor away? Curr Pharm Des 10:3419-3429, 2004.
- Ameh SJ, Obodozie OO, Inyang US, Abubakar MS & Garba M. Current phytotherapy -A perspective on the science and regulation of herbal medicine. Journal of Medicinal Plants Research 4(2):072-081, 18 January 2010.
- Schmidt B, Ribnicky DM, Poulev A, Logendra S, Cefalu WT & Raskin I. A natural history of botanical therapeutics. Metabolism Clinical and Experimental 57 (Suppl 1):S3–S9, 2008.
- Halberstein RA. Medicinal Plants: Historical and Cross-Cultural Usage Patterns. AEP 15(9): 686–699, October 2005.
- Mills S. Herbal Medicine (Chapter 13), in Clinical Research in Complementary Therapies: Principles, Problems and Solutions, Edited by George Lewith, Wayne B Jonas and Harald Walach, Churchill Livingstone, An Imprint of Elsevier Science Limited, pp.211-227, 2003.
- Kraft K and Hobbs C. Pocket Guide to Herbal Medicine, Georg Thieme Verlag, Stuttgart, 2004.
- Oberlies NH and Kroll DJ. Camptothecin and taxol: historic achievements in natural products research. J Nat Prod 67:129–135, 2004.
- De Smet PA. The role of plant-derived drugs and herbal medicines in healthcare. Drugs 54:801–840, 1997.
- Licciardi PV and Underwood JR. Plant-derived medicines: A novel class of immunological adjuvants (Review), International Immunopharmacology, Article in Press, pp.1-9, 2010.
- McKay DL and Blumberg JB. A review of the bioactivity of South African herbal teas: rooibos (Aspalathus linearis) and honeybush (Cyclopia intermedia). Phytother Res 21:1–16, 2007.
- Borchers AT, Hackman RM, Keen CL, Stern JS & Gershwin ME. Complementary medicine: a review of immunomodulatory effects of Chinese herbal medicines. Am J Clin Nutr 66:1303–1312, 1997.
- Ozorio P. World Health Organization encourages traditional medicine in the third world. Dev Dir 2:16, 1979.
- Cragg GM, Newman DJ & Snader KM. Natural products in drug discovery and development. J Nat Prod 60:52–56, 1997.
- WHO. Traditional Medicine-Growing needs and potential. Geneva: World Health Organization, 2002.
- Jordan SA et al. Assessment of herbal medicinal products: Challenges, and opportunities to increase the knowledge base for safety assessment. Toxicology and Applied Pharmacology 243:198–216, 2010.
- Foster S and Tyler V. Honest herbal. Nutr Business J. 4:1-5, 1999.
- Kennedy J. Herb and supplement use in the US adult population. Clin. Ther. 27:1847–1858, 2005.
- Kennedy J, Wang CC & Wu CH. Patient disclosure about herb and supplement use among adults in the US. Evid Based Complement Alternat Med 5:451-456, 2008.
- University of Maryland Medical Centre: http://www.umm.edu/altmed/articles/herbal-medicine-000351.html, Erişim Tarihi: 21 Mart 2011.
- Messina Barbara Ann M. Herbal Supplements: Facts and Myths—Talking to Your Patients About Herbal Supplements. Journal of PeriAnesthesia Nursing 21(4): 268-278, August 2006.
- Nordeng H and Havnen GC. Use of herbal drugs in pregnancy: a survey among 400 Norwegian women. Pharmacoepidemiol Drug Saf 13:371–380, 2004.
- De Smet PA. Herbal remedies. N Engl J Med 347:2046–56, 2002.
- WHO. WHO issues guidelines for herbal medicines. Bull World Health Organ 82:238, 2004.
- Cavaliere C, Rea P, Lynch ME & Blumenthal M. Herbal supplement sales rise in all channels in 2009. Herbalgram 86:62-65, 2010.
- Coates PM et al. Encyclopedia of Dietary Supplements, Informa Healthcare UK Ltd, London, 2010.
- Wohlmuth H, Oliver C & Nathan PJ. A review of the status of Western herbal medicine in Australia. J Herb Pharmacother 2:33–46, 2002.
- House of Lords Select Committee on Science and Technology Session 1999–2000, 6th Report. Complementary and Alternative Medicine. 21 November 2000.
- Complementary Medicines – UK. Mintel International Group Ltd. April 2003.
- Complementary Medicines – UK. Mintel International Group Ltd. March 2005.
- De Smet PA. Herbal Medicine in Europe – Relaxing Regulatory Standards. N Engl J Med 352:1176–8, 2005.
- Blumenthal M. Herb sales down 7.4 percent in mainstream market. Herbalgram 66:63, 2005.
- Edirne T, Arica SG, Gucuk S, Yildizhan R, Kolusari A, Adali E & Can M. Use of complementary and alternative medicines by a sample of Turkish women for infertility enhancement: a descriptive study. BMC Complementary and Alternative Medicine 10(11):1-7, 2010.
- Ceylan S, Azal O, Taslipinar A, Turker T, Acikel CH & Gulec M. Complementary and alternative medicine use among Turkish diabetes patients. Complementary Therapies in Medicine 17:78—83, 2009.
- Aydın S, Bozkaya AO, Mazıcıoglu M, Gemalmaz A, Ozcakir A & Ozturk A. What influences herbal medicine use? Prevalence and related factors. Turkish Journal of Medical Science 38:455—63, 2008.
- Tan M, Uzun O & Akcay F. Trends in complementary and alternative medicine in Eastern Turkey. The Journal of Alternative and Complementary Medicine 10:861—5, 2004.
- Koçtürk OM, Kalafatçılar ÖA, Özbilgin N & Atabay H. Türkiye’de Bitkisel İlaçlara Bakış. Ege Üniv. Ziraat Fak. Derg. 46 (3):209-214, 2009.
- Algier L, Hanoğlu Z, Özden G, & Kara F. The use of complementary and alternative (non-conventional) medicine in cancer patients in Turkey. European Journal of Oncology Nursing 9:138-146, 2005.
- Arıkan D, Sivrikaya S & Olgun N. Complementary alternative medicine use in children with type 1 diabetes mellitus in Erzurum, Turkey. Journal of Clinical Nursing 18:2136-2144,2009.
- Gözüm S & Ünsal A. (2004). Use of herbal therapies by older, community-dwelling women. Journal of Advanced Nursing 46:171-178, 2004.
- Küçükgüçlü Ö, Kızılcı S, Mert H, Uğur Ö, Büyükkaya Besen D & Ünsal E. Complementary and Alternative Medicine Use Among People With Diabetes in Turkey, Western Journal of Nursing Research XX(X):1–15, 2010.
- Güden M, Ulutin C, Oysul K & Pak Y. Kanserli hastalarda paramedikal tedavilerin kullanim oranlari ve etkileri. XIV. National Cancer Congress. Istanbul: Kongre SIST 163, 2001.
- Samur M, Bozcuk HS, Kara A & Savas B. Factors associated with utilization of nonproven cancer therapies in Turkey: a study of 135 patients from a single center. Support Care Cancer 9:452-458, 2001.
- Ceylan S, Hamzaoglu O, Komurcu S, Betan C & Yalcin A. Survey of the use of complementary and alternative medicine among Turkish cancer patients. Complement Ther Med. 10(2):94-99, 2002.
- Gözüm S, Tezel A & Koç M. Complementary alternative treatments used by patients with cancer in eastern Turkey. Cancer Nurs. 26(3):230-236, 2003.
- Isikhan V, Komurcu S, Ozet A, Arpaci F, Ozturk B, Balbay O & Guner P. The status of alternative treatment in cancer patients in Turkey. Cancer Nursing 28, 355–362, 2005.
- Oguz S & Pinar R. Mostly, which kind of complementary medical methods are preferred? 1st International & 8th National Nursing Congress Book. Marmara University College of Nursing Publishing, Istanbul, 2001.
- Gözüm S, Arikan A & Büyükavci M. Complementary and Alternative Medicine Use in Pediatric Oncology Patients in Eastern Turkey. Cancer Nursing 30(1):38-44, 2007.
- Ozturk C & Karayagiz G. Exploration of the use of complementary and alternative medicine among Turkish children. Journal of Clinical Nursing 17:2558–2564, 2008.
- Arikan D, Sivrikaya SK & Olgun N. Complementary alternative medicine use in children with type 1 diabetes mellitus in Erzurum, Turkey. Journal of Clinical Nursing 18:2136–2144, 2008.
- Yilmaz MB, Yontar OC, Turgut OO, Yilmaz A, Yalta K, Gul M & Tandogan I. Herbals in cardiovascular practice: Are physicians neglecting anything? International Journal of Cardiology 122:48–51, 2007.
- Can G, Erol O, Aydiner A & Topuz E. Quality of life and complementary and alternative medicine use among cancer patients in Turkey. European Journal of Oncology Nursing 13:287–294, 2009.
- Tas F, Ustuner Z, Can G, Eralp Y, Camlıca H, Basaran M, Karagol H, Sakar B, Disci R & Erkan Topuz E. The prevalence and determinants of the use of complementary and alternative medicine in adult Turkish cancer patients. Acta Oncologica 44:161-167, 2008.
- Oğuz S & Pınar R. Which complementary therapies are preferred themost? In: 1st international and VIII national nursing conference proceedings pp.358-359, 29 October-2 November 2000.
- Araz A, Harlak H & Meşe G. Factors related to regular of complementary/alternative medicine in Turkey. Complementary Therapies in Medicine 17:309-315, 2009.
- Kav T. Use of Complementary and Alternative Medicine: A survey in Turkish Gastroenterology Patients. BMC Complementary and Alternative Medicine 9(41):1-9, 2009.
- Özyazıcıoğlu N, Ogur P, Tanrıverdi G & Vural P. Use of complementary and alternative medicine and the anxiety. Japan Journal of Nursing Science pp.1-9. doi:10.1111/j.1742-7924.2011.00179.x, 2011.
- Baytop T. Türkiye’de Bitkilerle Tedavi, 2. Baskı, Nobel Tıp Yayını, İstanbul, 1999.
- Çelik S, Konkan R, Erkmen H, Tabo A & Erkıran M. Bitkisel İlaçlar ve Psikiyatride Kullanımı. Düşünen Adam 20(4):186-195, 2007.
- Anastasi JK et al. Herbal Supplements: Talking with your Patients. The Journal for Nurse Practitioners 7(1):29-35, January 2011.
- Dobos G. European Journal of Integrative Medicine 1:109-115, 2009.
- Zuger A. Dissatisfaction with medical practice. N Engl J Med 350(1):69–75, 2004.
- Engel LW & Straus SE. Development of therapeutics: opportunities within complementary and alternative medicine. Nat Rev Drug Discov 1:229-237, 2002.
- Burg MA, Hatch RL & Neims AH. Lifetime use of alternative therapy: a study of Florida residents. South Med J 91:1126–1131, 1998.
- Eisenberg DM, Kessler RC, Foster C, et al. Unconventional medicine use in the United States. N Engl J Med 328:246–252, 1993.
- Eisenberg DM, Davis RB, Ettner SL, et al. Trends in alternative medicine use in the United States, 1990–1997. JAMA 280:1569–1575, 1998.
- Eliason BC, Kruger J, Mark D, et al. Dietary supplement users: demo-graphics, product use, and medical system interactions. J Am Board Fam Pract 10:265–271, 1997.
- MacLennan A, Wilson DH & Taylor AW. Prevalence and cost of alternative medicine in Australia. Lancet 347:569–573, 1996.
- Millar WJ. Use of alternative health care practitioners by Canadians. Can J Public Health 88:154–158, 1997.
- Astin JA. Why patients use alternative medicine: results of a national study. JAMA 279:1548-1553, 1998.
- Sparber A & Wootton JC. Surveys of complementary and alternative medicine: Part II. Use of alternative and complementary cancer therapies. J Altern Complement Med 7:281-287, 2001.
- Wootton JC & Sparber A. Surveys of complementary and alternative medicine: Part III. Use of alternative and complementary therapies for HIV/AIDS. J Altern Complement Med 7:371-377, 2001.
- Druss BG & Rosenheck RA. Association between use of unconventional therapies and conventionalmedical services. JAMA 282:651-656, 1999.
- Joos S, Musselmann B, Miksch A, Rosemann T & Szecsenyi J. The role of complementary and alternative medicine (CAM) in Germany–a focus group study of GPs. BMC Health Serv Res 8:127,2008.
- Özçakır A, Sadıkoğlu G, Bayram N, Mazicioğlu MM, Bilgel N & Beyhan I. Turkish general practitioners and complementary/alternative medicine. Journal of Alternative and Complementary Medicine 13:1007-1010, 2007.
- WHO. Declaration of Alma-Ata: International Conference on Primary Health Care 1978. Erişim adresi: www.who.int/hpr/NPH/docs/declaration_almaata.pdf. Erişim Tarihi: 21 Mart 2011.
- WHO. Quality control methods for medicinal plant materials. Geneva. pp.1-115, 1998.
- WHO. General guidelines for methodologies on research and evaluation of traditional medicine. Document WHO/EDM/ TRM/2000,1. Geneva. pp.1-184, 2000.
- Stone R & Xin H. Novartis invests $100 million in Shanghai. Science 314:1064–1065, 2006.
- White NJ. Qinghaosu (Artemisinin): the price of success. Science 320:330–334, 2008.
- Adams M, Berset C, Kessler M & Hamburger M. Medicinal herbs for the treatment of rheumatic disorders-A survey of European herbals from the 16th and 17th century. Journal of Ethnopharmacology 121:343–359, 2009.
- Evans S. Changing the knowledge base in Western herbal medicine. Social Science & Medicine 67:2098–2106, 2008.
- Griggs B. New green pharmacy. London: Vermillion. 1997.
- Zeylstra H. (1992). School of phytotherapy (herbal medicine). Complementary Medicine Research 2(6):46–48, 1992.
- Mills S & Bone K. Principles and practice of phytotherapy. UK: Churchill Livingstone. 2000.
- Heinrich M, Barnes J, Gibbons S & Williamson E. Fundamentals of pharmacognosy and phytotherapy. Edinburgh: Churchill Livingstone. 2004.
- Brokaw J, Tunnicliff G & Raess B. The teaching of complementary and alternative medicine in U.S. medical schools: a survey of course directors. Acad Med 77(9):876-881, 2002.
- Astin J. Complementary and alternative medicine and the need for evidence-based criticism. Acad Med 77(9):864-868, 2002.
- Kroll D. Concerns and needs for research in herbal supplement pharmacotherapy and safety. J Herb Pharmacother 1(2):3-23, 2001.
- Barrett B. Complementary and alternative medicine: what’s it all about? Wisc Med J 100(7):20-26, 2001.
- Romm A. Botanical medicine for women’s health. USA: Churchill Livingstone Elsevier, 2010.
- Efferth T. Perspectives for Globalized Natural Medicines. Chinese Journal of Natural Medicines 9(1):1−6, 2011.
- Singh B, et al. Research in complementary and alternative medicine. In Kohatsu W, ed.: Complementary and Alternative Medicine Secrets. Philadelphia, Hanley & Belfus, pp. 6-15, 2002.
- Pengelly A. The Constituents of Medicinal Plants: An introduction to the chemistry and therapeutics of herbal medicine. Allen & Unwin, NSW, Australia, 2nd Edition, 2004.
- Tyler VE. The new honest herbal. Philadelphia, PA: George F. Stickley, 1987.
- Robbers JE, Speedie MK & Tyler VE. Pharmacognosy and pharmacobiotechnology. Baltimore, MD: Williams & Wilkins, 1996.
- Sonnedecker G. Kremers and Urdang’s History of Pharmacy. 4th ed. Philadelphia, PA: J. B. Lippincott Company, 1976.
- Ramos Mendonça-Filho R. Bioactive Phytocompounds: New Approaches in the Phytosciences (Chapter 1). In Ahmad I, Aqil F & Owais M (Editors), Modern Phytomedicine: Turning Medicinal Plants into Drugs, Weinheim, Germany, Wiley-Vch Verlag GmbH & Co. KGaA, 2006.
- Dewick PM. Medicinal Natural Products: A Biosynthetic Approach, Second Edition, Chichester, England, John Wiley & Sons Ltd, 2002.
- Saroya AS. Herbalism, Phytochemistry and Ethnopharmacology, Enfield, NH, USA: Science Publishers, CRC Press, Taylor & Francis Group, 2011.
- Alves RRN & Rosa IL. Biodiversity, Traditional Medicine and Public Health: Where do they meet? J. Ethnobiol. Ethnomed. 3:1–9, 2007.
- Kar A. Pharmacognosy and Pharmacobiotechnology. Revised-Expanded Second Edition, New Delhi, New Age International (P) Ltd. Publishers, 2007.
- Crozier A, Jaganath IB & Clifford. Phenols, Polyphenols and Tannins: An Overview (Chapter 1). In Crozier A, Clifford MN & Ashihara H (Editors), Plant Secondary Metabolites: Occurrence, Structure and Role in the Human Diet. Singapore, Blackwell Publishing Ltd, 2006.
- Duke JA. The Green Pharmacy: New Discoveries in Herbal Remedies for Common Diseases and Conditions from the World’s Foremost Authority on Healing Herbs. Rodale Press, Emmaus,108 Pennsylvania, 1997.
- Waterman P & Mole S. Analysis of Phenolic Plant Metabolites, Blackwell Scientific Pubs, Oxford, 1994.
- Cronquist A. The Evolution and Classification of Flowering Plants, Second Edition, New York Botanical Gardens, 1988.
- Croteau R., Kutchan TM & Lewis NG. Natural products (Secondary Metabolites). In BB Buchannan, W. Gruissem and RL Jones (Editors), Biochemistry and Molecular Biology of Plant. American Society of Plant Physiologists, Rockville, MD, 2000.
- Ramawat KG, Dass S & Mathur M (2009). The Chemical Diversity of Bioactive Molecules and Therapeutic Potential of Medicinal Plants, Chapter 2. In K.G. Ramawat (Ed.), Herbal Drugs: Ethnomedicine to Modern Medicine. Berlin Heidelberg Springer-Verlag, pp.7-32.
- Brown D. The Royal Horticultural Society: Encyclopedia of Herbs and Their Uses. Dorling Kindersley Limited, London, 1995.
- De Guzman CC & Sienonsma JS. Plant Resources of South East Asia. No. 13. Spices. Backhuys Publishers, Leiden, The Netherlands, 1999.
- Mason P. Dietary Supplements. Third Edition. Pharmaceutical Press, London, UK, 2007.
- Lockwood B. Nutraceuticals: A guide for healthcare professionals. Second edition. Manchester, UK. Pharmaceutical Press, 2007.
- Zulak KG, Liscombe DK, Ashihara H & Facchini PJ. Alkaloids (Chapter 4). In Crozier A, Clifford MN & Ashihara H (Editors), Plant Secondary Metabolites: Occurrence, Structure and Role in the Human Diet. Singapore, Blackwell Publishing Ltd, 2006.
- Strack D. Phenolic metabolism. In Dey PM & Harborne JB (Editors), Plant Biochemistry. Academic Press, London, pp. 387–416, 1997.
- Dorsch W, Müller A, Christoffel V, Stuppner H, Antus S, Gottsegen A & Wagner H. Antiasthmatic acetophenones—an in vivo study on structure activity relationship. Phytomedicine 1:47–54, 1994.
- Adzek T & Camarasa J. Pharmacokinetics of polyphenolic compounds. In Herbs, Spices & Medicinal Plants, Vol. 3, Oryx Press, Phoenix, 1988.
- Ammon H & Wahl M. Pharmacology of Curcuma longa. Planta Medica 57:1–7, 1990.
- Mills S & Bone K. The Principles and Practices of Phytotherapy. Churchill Livingstone, Edinburgh, 2000.
- Cowan MM. Plant products as antimicrobial agents. Clin Microbiol Rev 12:564–582,1999.
- Robbers JE, Speedie MK & Tyler VE. Pharmacognosy and pharmacobiotechnology. Baltimore: Williams & Wilkins, 1996.
- Moysich KB, Menezes RJ, Ronsani A, Swede H, Reid ME, Cummings KM, et al. Regular aspirin use and lung cancer risk. BMC Cancer 2:31, 2002.
- Akhmedkhanov A, Toniolo P, Zeleniuch-Jacquotte A, Koenig KL & Shore RE. Aspirin and lung cancer in women. Br J Cancer 87:49–53, 2002.
- Peter PV. Handbook of herbs and spices, Volume 2. Woodhead Publishing Limited, Cambridge, England, 2004.
- Hung LM, Chen JK, Huang SS, et al. Cardioprotective effect of resveratrol, a natural antioxidant derived from grapes. Cardiovasc Res. 47(3):549-555, 2000.
- Cassidy A. Phytochemicals: Classification and Occurrence. In Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK. 2009.
- Wisemann H. Phytochemicals: Epidemiological Factors. In Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK. 2009.
- Crozier A, McDonald MS, Lean MEJ & Black C. Quantitative analysis of the flavonoid content of tomatoes, onions, lettuce and celery. J Agric Food Chem 45:590–595, 1997.
- McDonald MS, Hughes M, Burns J, et al. A survey of the free and conjugated flavonol content of sixty five red wines of different geographical origin. J Agric Food Chem 46:368–375, 1998.
- Knekt P, Kumpulainen J, Jarvinen R, et al. Flavonoid intake and risk of chronic diseases. Am J Clin Nutr 76:560–568, 2002.
- Graf BA, Milbury PE & Blumberg JB. Flavonols, flavones, flavonones and human health. J Med Food 8:281–290, 2005.
- Chang LC & Kinghorn AD. Flavonoids as Cancer Chemopreventive Agents (Chapter 5). In Tringali C (Editor) Bioactive Compounds from Natural Sources: Isolation, characterisation and biological properties. Taylor & Francis, London: UK. 2001.
- Webb GP. Dietary Supplements & Functional Foods. Blackwell Publishing Ltd, Oxford: UK. 2006.
- Johns, T. The Origins of Human Diet and Medicine. University of Arizona Press, Tucson, 1990.
- Imai K & Nakachi K. Cross sectional study of effects of drinking green tea on cardiovascular and liver disease. BMJ 310:693–696, 1995.
- Sasazuki S, Kodama H, Yoshimasu K, et al. Relation between green tea consumption and the severity of coronary atherosclerosis among Japanese men and women. Ann Epidemiol 10:401–408, 2000.
- Blake O. The tannin content of herbal teas. British Journal of Phytotherapy 3:124–127, 1993/94.
- Crozier A. Classification and biosynthesis of secondary plant products: an overview. In Goldberg G (Editor) Plants: Diet and Health. Report of the British Nutrition Task Force. Blackwell, Oxford: UK, 2003.
- Panossian A, Kocharian A, Martinian K, Amroyan E, Gabrielian E, Mayr C & Wagner H. Pharmacological activity of phenyl-propanoids of the mistletoe, Viscum album L. Host Pyrus caucasica Fed. Phytomedicine 5:11–17, 1998.
- Facino R, Carina M, Aldini G, Saibene L, Pietta P & Mauri P. Echinacoside and caffeoly conjugates protect collagen from free radical-induced degradation. Planta Medica 61:510–514, 1995.
- Bissett NG (Editor). Herbal Drugs and Phytopharmaceuticals. Medpharm Pubs, Stuttgart, Germany, 1994.
- Bombardelli E & Morazzoni P (1995). Hypericum perforatum. Fitoterapia LXVI:43–68.
- Samuelsson G (1992). Drugs of Natural Origin. Stockholm: Swedish Pharmaceutical Press.
- Sağlık Bakanlığı, Geleneksel Bitkisel Tıbbi Ürünler Yönetmeliği, Resmi Gazete Tarihi: 06.10.2010, Resmi Gazete No. 27721.
- Mukherjee PK & Houghton PJ (2009). The worldwide phenomenon of increased use of herbal products: opportunities and threats (Chapter 1). In: Evaluation of Herbal Medicinal Products: Perspectives on quality, safety and efficacy, Ed. PK Mukherjee, PJ Houghton, London, UK, Pharmaceutical Press, pp.3-12.
- Houghton PJ (2009). Synergy and polyvalence: paradigms to explain the activity of herbal products (Chapter 6). In: Evaluation of Herbal Medicinal Products: Perspectives on quality, safety and efficacy, Ed. PK Mukherjee, PJ Houghton, London, UK, Pharmaceutical Press, pp.94-95.
- Heinrich M, Barnes J, Gibbons S, Williamson EM (2004). Fundamentals of Pharmacognosy and Phytotherapy. Churchill Livingstone, London.
- Barnes J, Anderson LA, Phillipson JD (2002). Herbal Medicines: a guide for healthcare professionals. 2nd edn. Pharmaceutical Press, London, UK
- Williamson EM (2002). Synergy in relation to the pharmacological action of phytomedicinals. In: Trease and Evans Pharmacognosy, Ed. WC Evans. W.B. Saunders, Edinburgh, UK.
- Schmidt BM, Ribnicky DM, Lipsky PE et al. (2007). Revisiting the ancient concept of botanical therapeutics. Nature Chem Biol 3: 360–366.
- Gibbs T (2007). Phytonutrients-The Natural Drugs of the Future. In: Natural Products: Essential Resources for Human Survival, Ed. Z Yi-Zhun, BK-H Tan, B-H Bay, C-H Liu, Singapore, World Scientific Publishing Co. Pte. Ltd., pp.1-26.
- Ramakrishnan G, Raghavendran HR, Vinodhkumar R, et al. (2006). Suppression of N-nitrosodiethylamine induced hepatocarcinogenesis by silymarin in rats. Chem Biol Interact 161: 104–114.
- Braun L, Cohen M (2007). Herbs & Natural Supplements: An Evidence-based Guide, 2nd edn. Marrickville, NSW, Churchill Livingstone, Elsevier Australia.
- Torkos S (2008). The Canadian Encyclopedia of Natural Medicine. Ontario, Canada: John Wiley & Sons Canada, Ltd.
- Preethi KC, Harikumar KB, Ramadasan Kuttan (2009). Therapy and prevention of hepatocellular carcinoma using herbal drugs (Chapter 9). In: Evaluation of Herbal Medicinal Products: Perspectives on quality, safety and efficacy, Ed. PK Mukherjee, PJ Houghton, London, UK, Pharmaceutical Press, pp.122-132.
- Pierpoint WS (1994). Salicylic Acid and its Derivatives in Plants: Medicines, Metabolites and Messenger Molecules (Chapter 4). In: Advances in Botanical Research, Volume 20, Ed. JA Callow, London, UK, Academic Press Ltd., Harcourt Brace & Company Publishers, pp.163-235.
- Aldred EM (2009). Pharmacology: A handbook for complementary healthcare professionals. Churchill Livingstone Elsevier Ltd.
- Gruenwald J et al., Eds (2000). PDR for Herbal Medicines. 2nd edn. Montvale, NJ: Medical Economics Company Inc.
- Ramawat KG, Goyal S (2009). Natural Products in Cancer Chemoprevention and Chemotherapy, Chapter 10. In K.G. Ramawat (Ed.), Herbal Drugs: Ethnomedicine to Modern Medicine. Springer-Verlag Berlin Heidelberg, pp.153-171.
- Kuo YH, King ML (2001). Antitumor Drugs from the Secondary Metabolites of Higher Plants, Chapter 6. In Tringali C (Editor) Bioactive Compounds from Natural Sources: Isolation, characterisation and biological properties. Taylor & Francis, London: UK, pp.188-281.
- Ammon H, Wahl M (1990). Pharmacology of Curcuma longa. Planta Medica 57:1–7.
- Rao K, McBride T, Oleson J (1968). Cancer Research 28:1952–1954.
- Harborne J, Baxter H (1993). Phytochemical Dictionary. Taylor & Francis, London.
- Beppu H, Shimpo K, Chihara T, et al (2006). Antidiabetic effects of dietary administration of Aloe arborescens Miller components on multiple low-dose streptozotocin-induced diabetes in mice: investigation on hypoglycemic action and systemic absorption dynamics of aloe components. J Ethnopharmacol Feb 20;103(3):468-77.
- Capasso F, Borrelli F, Capasso R, et al (1998). Aloe and its therapeutic use. Phytother Res.12:S124-S127.
- Mischoulon D (2007). Update and critique of natural remedies as antidepressant treatments. Psychiatr Clin North Am. Mar;30(1):51-68.
- Hypericum Depression Trial Study Group (2002). Effect of Hypericum perforatum (St. John's wort) in major depressive disorder: a randomized controlled trial. JAMA 287:1807-1814.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/st-johns-000276.htm. Erişim: 18.07.2011.
- Demain AL, Zhang L (2005). Natural products and drug discovery. In: Demain AL, Zhang L (eds) Natural Products: Drug Discovery and Therapeutic Medicine. Humana, Totowa, NJ, p.3.
- Wink M (2003). Evolution of secondary metabolites from an ecological and molecular phylogenetic perspective. Phytochemistry 64:3–19.
- Hartmann T, Kutchan TM, Strack D (2005). Evolution of metabolic diversity. Phytochemistry 66:1198–1199.
- Thompson HJ (2010). Vegetable and Fruit Intake and the Development of Cancer: A Brief Review and Analysis, Chapter 2. In: PR Watson, VR Preedy (Eds.) Bioactive Foods in Promoting Health: Fruits and Vegetables, London, UK, Academic Press, Elsevier Inc., pp.16-36.
- Cakilcioglu U, Turkoglu I (2010). An ethnobotanical survey of medicinal plants in Sivrice (Elazığ-Turkey). Journal of Ethnopharmacology 132:165–175.
- Erdemoglu N, Küpeli E, YesiladaE (2003). Anti-inflammatory and antinociceptive activity assessment ofplants used as remedy in Turkish folk medicine. Journal of Ethnopharmacology 89:123–129.
- Yesilada E (2009). Natural remedies from Turkey: perspectives of safety and efficacy, Chapter 3. In: Evaluation of Herbal Medicinal Products: Perspectives on quality, safety and efficacy, Ed. PK Mukherjee, PJ Houghton, London, UK, Pharmaceutical Press, pp.28-41.
- Baser KHC (2009). Most Widely Traded Plant Drugs of Turkey, Chapter 46. In: De Silva T, et al. (Eds.) Traditional And Alternative Medicine: Research and Policy Perspectives. New Delhi, India, Daya Publishing House, pp.443-454.
- Kültür Ş (2007). Medicinal plants used in Kırklareli Province (Turkey). Journal of Ethnopharmacology 111:341–364.
- Ashar BH, Dobs AS (2004). Clinical Trials for Herbal Extracts, Chapter 3. In: L Packer, CN Ong, B Halliwell (Eds.), Herbal and Traditional Medicine: Molecular Aspects of Health, New York, USA, Marcel Dekker, pp.53-72.
- Butterweck V, Nahrstedt A, Evans J, Hufeisen S, Rauser L, Savage J, Popadak B, Ernsberger P, Roth BL (2002). In vitro receptor screening of pure constituents of St. John’s wort reveals novel interactions with a number of GPCRs. Psychopharmacology 162(2):193–202.
- Spinella M (2002). The importance of pharmacological synergy in psychoactive herbal medicines. Altern Med Rev 7(2):130–137.
- Williamson EM (2001). Synergy and other interactions in phytomedicines. Phytomedicine Sep 8(5):401–409. Review.
- Sandberg F, Corrigan D (2004). Natural Remedies Their Origins and Uses. London, Taylor & Francis.
- The Encyclopedia of Foods: A Guide to Healthy Nutrition (2002). Prepared by medical and nutrition experts from Mayo Clinic, University of California Los Angeles, and Dole Food Company, Inc. San Diego, California, Academic Press, Elsevier.
- van de Poll MCG, Luiking YC, Dejong CHC, Soeters PB (2009). Amino Acids: Specific Functions. In Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.2-10.
- Bender DA (2005). Ascorbic Acid: Physiology, Dietary Sources and Requirements, Vol 1. In: B Caballero, L. Allen, A Prentice (Eds) Encyclopedia Of Human Nutrition Vol.1-4, Second Edition, Oxford, UK, Elsevier Ltd, pp.169-176.
- Thurnham DI (2005). Thiamin: Physiology, Vol.4. In: B Caballero, L. Allen, A Prentice (Eds) Encyclopedia Of Human Nutrition Vol.1-4, Second Edition, Oxford, UK, Elsevier Ltd, pp.263-269.
- Bates CJ (2005). Riboflavin, Vol.4. In: B Caballero, L. Allen, A Prentice (Eds) Encyclopedia Of Human Nutrition Vol.1-4, Second Edition, Oxford, UK, Elsevier Ltd, pp.100-108.
- Bates CJ (2005). Niacin, Vol.3. In: B Caballero, L. Allen, A Prentice (Eds) Encyclopedia Of Human Nutrition Vol.1-4, Second Edition, Oxford, UK, Elsevier Ltd, pp.254-260.
- Bates CJ (2009). Pantothenic Acid. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.281-286.
- Bender DA (2005). Vitamin B6, Vol.4. In: B Caballero, L Allen, A Prentice (Eds) Encyclopedia Of Human Nutrition Vol.1-4, Second Edition, Oxford, UK, Elsevier Ltd, pp.359-367.
- Green R (2005). Cobalamins, Vol.1. In: B Caballero, L Allen, A Prentice (Eds) Encyclopedia Of Human Nutrition Vol.1-4, Second Edition, Oxford, UK, Elsevier Ltd, pp.401-407.
- Mason P (2007). Dietary Supplements. Third Edition, London, UK, Pharmaceutical Press.
- McPartlin C (2009). Folic Acid. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp. 211-219.
- Ross AC (2009). Vitamin A: Physiology. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.437-447.
- Holick MF (2009). Vitamin D: Physiology, Dietary Sources and Requirements. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.456-465.
- Groff JL, Gropper SS (2005). Advanced Nutrition and Human Metabolism. Belmont, CA: Wadsworth.
- Traber MG (2009). Vitamin E: Metabolism and Requirements. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.471-477.
- Wahlqvist ML (2005). Food and Nutrition. 2nd edn. Sydney: Allen & Unwin.
- Bates CJ (2009). Vitamin K. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.486-493.
- Allen LH, Kerstetter JE (2009). Calcium. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.72-78.
- Feillet-Coudray C, Rayssiguier Y (2009). Magnesium. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.251-255.
- Harper, A.E. (1999). Defining the essentiality of nutrients. In: M.E. Shils et al. (Eds.) Modern Nutrition
- in Health and Disease, 9th edn. Philadelphia: Lippincott, Williams and Wilkins, pp. 3–10.
- Hendler SS, Rorvik D (eds) (2001). PDR for Nutritional Supplements. Montvale, NJ: Medical Economics Co.
- Anderson JJB, Sanford CG (2010). Phosphorus. In: PM Coates et al. (Eds.) Encyclopedia of Dietary Supplements, 2nd edn. London, UK: Informa Healthcare UK Ltd, pp.626-631.
- Anderson JJB (2009). Phosphorus. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.286-290.
- Leslie MK (2010). Copper. In: PM Coates et al. (Eds.) Encyclopedia of Dietary Supplements, 2nd edn. London, UK: Informa Healthcare UK Ltd, pp.175-184.
- Xu X, Pin S, Shedlock J, Harris ZL (2005). Copper, Vol.1. In: B Caballero, L Allen, A Prentice (Eds) Encyclopedia Of Human Nutrition Vol.1-4, Second Edition, Oxford, UK, Elsevier Ltd, pp.471-476.
- Tek NA, Pekcan G (2008). Besin Destekleri Kullanılmalı mı?. Sağlık Bakanlığı Yayın No. 727. Ankara.
- Samur G (2008). Vitaminler, Mineraller ve Sağlığımız. Sağlık Bakanlığı Yayın No. 727. Ankara.
- Erden BF, Tanyeri P (2004). Ülkemizde Vitamin ve Mineraller Eklentilerin Akılcı Kullanımı. STED 13(11): 411-414.
- NHS (2008). Vitaminler ve mineraller. Islington NHS Primary Care Trust. London: UK.
- Murray-Kolb LE, Beard J (2010). Iron. In: PM Coates et al. (Eds.) Encyclopedia of Dietary Supplements, 2nd edn. London, UK: Informa Healthcare UK Ltd, pp.432-438.
- Kaltwasser JP, Werner E, Schalk K, Hansen C, Gottschalk R, Seidl C (1998). Clinical trial on the effect of regular tea drinking on iron accumulation in genetic haemochromatosis. Gut 43(5): 699-704.
- Morck T, Lynch S, Cook J (1983). Inhibition of food iron absorption by coffee. Am J Clin Nutr 37: 416-420.
- Ullmann U, Haller J, Bakker GC, Brink EJ, Weber P (2005). Epigallocatechin gallate (EGCG) (TEAVIGO) does not impair nonhaem-iron absorption in man. Phytomedicine 12(6-7): 410-415.
- Keen CL, Ensunsa JL, Lönnerdal B, Zidenberg-Cherr S (2009). Manganese. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.256-263.
- Nielsen FH (1999). Ultratrace minerals. In: ME Shils et al. (Ed.) Modern Nutrition in Health and Disease, 9th edn. Philadelphia: Lippincott, Williams and Wilkins, pp.283–303.
- Yang CS (2000). Vitamin nutrition and gastroesophageal cancer. Journal of Nutrition 130 (2S Suppl): 338S–339S .
- Sunde RA (2010). Selenium. In: PM Coates et al. (Eds.) Encyclopedia of Dietary Supplements, 2nd edn. London, UK: Informa Healthcare UK Ltd, pp.711-718.
- Navarro-Alarcon M, Lopez-Martinez MC (2000). Essentiality of selenium in the human body: relationship with different diseases. Sci Total Environ. 249(1-3): 347-371.
- Chung CS, King JC (2010). Zinc. In: PM Coates et al. (Eds.) Encyclopedia of Dietary Supplements, 2nd edn. London, UK: Informa Healthcare UK Ltd, pp.869-876.
- Wahlqvist M et al. (1997). Food and Nutrition. Sydney: Allen & Unwin.
- Beers MH, Berkow R (eds) (2003). The Merck Manual of Diagnosis and Therapy. 17th edn. Whitehouse, NJ: Merck and Co. Inc.
- Lonnerdal B (2000). Dietary factors influencing zinc absorption. J Nutr 130: 1378-83S.
- Seeram NP (2010). Polyphenols: Overview. In: PM Coates et al. (Eds.) Encyclopedia of Dietary Supplements, 2nd edn. London, UK: Informa Healthcare UK Ltd, pp.632-634.
- Zheng W, Doyle TJ, Kushi LH (1996). Tea consumption and cancer incidence in a prospective cohort studyof postmenopausal women. Am J Epidemiol 144: 175–182.
- Dorant E, van den Brandt PA, Goldbohm RA (1996). Consumption of onions and a reduced risk of stomach carcinoma. Gastroenterology 110: 12–20.
- Neuhouser ML (2004). Dietary flavonoids and cancer risk: evidence from human population studies. Nutr Cancer 50: 1–7.
- Farkas L, Gabor M, Kallay F, Wagner H (1977). Flavonoids and bioflavonoids. Proceedings, International Bioflavonoid Symposium, Munich. Amsterdam: Elsevier.
- Tshuiya Y, Shimuzu M, Hiyama Y, et al (1985). Antiviral activity of naturally occurring flavonoids in vitro. Chem Pharm Bull 33: 3881.
- Kwik-Uribe C, Robbins R, Beecher G (2010). Proanthocyanidins. In: PM Coates et al. (Eds.) Encyclopedia of Dietary Supplements, 2nd edn. London, UK: Informa Healthcare UK Ltd, pp.635-649.
- Messina M (2010). Isoflavones. In: PM Coates et al. (Eds.) Encyclopedia of Dietary Supplements, 2nd edn. London, UK: Informa Healthcare UK Ltd, pp.439-449.
- Cassidy A, Albertazzi A, Lise Nielsen I, et al (2006). Critical review of health effects of soybean phyto-oestrogens in post-menopausal women. Proc Nutr Soc 65: 76–92.
- Trombetta D, Francesco C, Sarpietro MG et al (2005). Mechanisms of antibacterial action of three monoterpenes. Antimicrobial Agents Chemotherapy 49(6): 2474–2478.
- Dolara P, Corte B, Ghelardini C, et al. (2000). Local anaesthetic, antibacterial and antifungal properties from myrrh. Planta Medica 66: 356–358.
- Lenaz L, De Furia MD (1993). Taxol: a novel natural product with significant anticancer activity. Fitoterapia LXIV: 27–36.
- Phillips KM, Ruggio DM, Ashraf-Khorassani M (2005). Phytosterol composition of nuts and seeds commonly consumed in the United States. J Agric Food Chem 53: 9436–9445.
- Plat J, Mensink RP (2005). Plant stanol and sterol esters in the control of blood cholesterol levels: mechanism and safety aspects. Am J Cardiol 96(1A): D15–22.
- Soleas GJ, Grass L, Josephy PD, et al. (2006). A comparison of the anticarcinogenic properties of four red wine polyphenols. Clin Biochem 39: 492–497.
- Gusman J, Malonne H, Atassi G (2001). A reappraisal of the potential chemopreventive and chemotherapeutic properties of resveratrol. Carcinogenesis 22: 1111–1117.
- Osbourn AE (2003). Saponins in cereals. Phytochemistry 62: 1–4.
- Arao T, Udayaina M, Kinjo J, Nohara T (1998). Preventative effects of saponins from the Peuraria lobata root on in vitro immunological liver injury of rat primary hepatocyte cultures. Planta Medica 64: 413–416.
- Wiseman H (2009). Phytochemicals: Epidemiological Factors. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.297-309.
- Samuelsson G (1992). Drugs of Natural Origin. Swedish Pharmaceutical Press, Stockholm.
- Barry LK (2008). Cardiology: Part V. In: Thomas M. Habermann, Amit K. Ghosh (Eds.) Mayo Clinic Internal Medicine Concise Textbook. Mayo Clinic Scientific Press Informa Healthcare, Rochester: MN. pp.109-128.
- Della Loggia R, Tubaro A, Sosa S, Becker H, Saar St, Isaac O (1994). The role of triterpenoids in the topical antiinflammatory activity of Calendula officinalis flowers’. Planta Medica 60: 516–520.
- Komoda Yasuo, Sonada Y, Sate Y (1989). Gandoderic acid and its derivatives as cholesterol synthesis inhibitors. Chemical Pharmaceutical Bulletin 37: 531–533.
- Hirotani M, Tsutomu F, Shiro M (1985). Lanostane derivatives from Ganoderma lucidum. Phytochemistry 24: 2055–2061.
- Hobbs C (1995). Medicinal Mushrooms. An Exploration of Tradition, Healing and Culture. Botanica Press, Santa Cruz.
- Johnson EJ, Russell RM (2010). Carotenoids Overview. In: PM Coates et al. (Eds.) Encyclopedia of Dietary Supplements, 2nd edn. London, UK: Informa Healthcare UK Ltd, pp.121-123.
- Ishida BK, Bartley GE (2010). Carotenoids: Chemistry, Sources and Physiology. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.92-101.
- Tanumihardjo SA, Yang Z (2010). Carotenoids: Epidemology of Health Effects. In: Caballero B (Editor), Guide To Nutritional Supplements. Elsevier Ltd. Oxford: UK, pp.101-107.
- Clinton SK (1998). Lycopene: Chemistry, biology, and implications for human health and disease. Nutr Rev 56:35–51.
- Bruno RS, Wildman REC (2001). Sources, properties and nutraceutical potential of lycopene. Journal of Nutraceuticals, Functional & Medical Foods 3: 9–19.
- Criston A, Di Pierro F & Bombardelli E (2000). Botanical derivatives for the prostate. Fitoterapia 71: S21–S28.
- Block G, Patterson B & Subar A (1992). Fruit, vegetables and cancer prevention: A review of the epidemiological evidence. Nutr Cancer 18:1–29.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-b1-000333.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-b2-000334.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-b3-000335.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-b5-000336.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-b6-000337.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-b12-000332.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-h-000342.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-b9-000338.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-c-000339.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-a-000331.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-d-000340.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-e-000341.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/vitamin-k-000343.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/calcium-000290.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/magnesium-000313.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/phosphorus-000319.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/chromium-000294.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/copper-000296.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/iodine-000308.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/iron-000309.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/manganese-000314.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/selenium-000325.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/zinc-000344.htm. Erişim: 18.07.2011.
- University of Maryland Medical Centre (UMMC): http://www.umm.edu/altmed/articles/potassium-000320.htm. Erişim: 18.07.2011.
- Upton R, Graff A, Joliffe G et al. (2011). American Herbal Pharmacopoeia-Botanical Pharmacognosy: Microscopic Characterization of Botanical Medicines. Boca Raton: FL, CRC Press, Taylor & Francis Group, p.8.
- Wagner H (2004). Revival of Pharmacognosy. Classical Botanical Pharmacognosy. Satellite Symposium: Annual Meeting of the American Society of Pharmacognosy, Phoenix, AZ.
Dr. Ecz. Fidan Pesen Özdoğan
Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nde fitoterapi yüksek lisansı yaparak Uzman Eczacı unvanını aldı. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) Anabilim Dalı'nda doktorasını tamamladı; Türkiye'de bu alanda verilen ilk bilim doktoru unvanı bu çalışmayla geldi. Geleneksel Uygur tıbbı kaynaklarını aslından okuyabilmek için Uygurca ve Osmanlı Türkçesi öğrendi. Doğal Markam markasının bitkisel formülasyonlarını tasarlıyor.
İlgili sayfalar
Sorumluluk reddi. Bu sayfa, konu üzerine yayımlanmış farmakope ve bilimsel literatürün derlemesidir; aktarılan bulgular kaynakların ifadesidir, bir tedavi önerisi ya da sağlık beyanı değildir. Bitkisel ürünler ve takviye edici gıdalar hastalıkları önleme, tedavi etme veya iyileştirme amacıyla kullanılamaz. İlaç kullananların ve gebe ya da emziren kişilerin bitkisel ürünlere başlamadan önce hekimine danışması gerekir. Ürün seçimi için WhatsApp destek hattımızdan ekibimize ulaşabilirsiniz.